“Toprağım olsun da çamurdan olsun…”

 

Hemşehri odaklı yapılanmalar böyle “izzet”, böyle “ikram” görmemişti…

Hepsi el üstünde tutuldu.

“İtibar”ları tavan yaptı…

Kastamonulu’su…

Sivaslı’sı…

Malatyalı’sı…

Trabzon, Rize, Giresun, Ordulu’su…

Kuzeylisi, güneylisi…

Doğulusu, batılısı…

Hatta Rumelili’si…

İstanbul’un seçimi uğruna binbir türlü “güzelleme”ye mazhar oldu…

En önemlisinden en önemsizine…

Kapıları aşındırıldı…

Adresleri ezber edildi…

  • ••

Seçim sürecinde…

“Siyaset esnafı” kendinden geçmiş… “Müşteri” bi şekilde “efsunlanmışken” yazmak istemedim.

O hengamenin içinde kime ne söylenebilirdi ki?

Ama şimdi sorma zamanı:

Bu işte bi gariplik yok mu?

■Herkes kendi memleketinden ötesine gözünü kulağını kapatır, “dediğim dedik öttürdüğüm düdük” tavrına gömülürse bu işin sonu nereye varır?

■Liyakat esaslı bir yapılanma yerine, neredeyse “yağma” ya da “ganimet”e dönüşme sinyalleri veren bir yöntemden medet ummak ne kadar akıl kârı?

■Sade bir yurttaş olmanın yetmediği yerde, çözüm üretici bir aidiyet biçimi olarak negatif anlamda hemşehriciliği devreye sokmanın geleceğimizi karartacağını anlamak o kadar zor mu?

  • ••

Gönülleri okşayan süslü lâflara bakmayın…

Nihayetinde bu işin özü:

Kayırmacılık!

Sözlükler, “belli bir birey, küme, düşünce ya da uygulamayı, bir

başkasıyla karşılaştırıp aralarında bir seçim yapmak gerektiğinde nesnellikten uzaklaşıp yan tutma” olarak tanımlıyor.

Eski söylenişiyle iltimas!

Yani…

Haksız yere, yasa ve kurallara uymaksızın kayırma, arka çıkma.

  • ••

Bi sürü de çeşidi var:

Hemşehricilik; aynı ilden olanları kayırma…

Nepotizm; akraba kayırma…

Kronizm; eş-dost kayırma…

Partizanlık; siyaseten kayırma…

Patronaj; atamalarda kayırma…

Klientalizm; var olan kaynakları ve zenginlikleri artırmak yerine olanları dar bir çevrenin kullanımına sunarak kayırma…

  • ••

“Onlar yaptı…”

“Bize ne… Biz de yapacağız…” minvalinde “mızmızlanma”yı sürdürmek kısa vadede işe yarıyormuş gibi görünebilir…

Ama uzun vadede hepimizin zararına!

Bunu, acı sonuçlarla  karşılaşmadan anlamalıyız!

  • ••

O kadar alıştık…

Kendimizi o kadar kaybettik ki…

Memleketlerimize hizmet edebilmenin tek yol ve yönteminin hemşehriciliğe daha fazla bel bağlamak olduğunu sanıyoruz!

Ticari ve endüstriyel etkinliklerin belirleyici olduğu bir toplum düzenine geçiş anlamında modernleşme sürecine intibak sorunlarının yaşandığı geçmiş yıllarda “işe yarıyormuş” gibi görünmüş olabilir…

Ama günümüz dünyası hızla bambaşka bir noktaya doğru evriliyor!

Dünyanın “global bir köy”e dönüştüğü…

Endüstri 4.0’ın etkilerinin her alanda görünür olduğu…

Dijital devrimin yaşandığı bir tarihsel dönemde, memleketimiz için hizmet üretebilmenin “hemşehricilik” dışında daha akılcı yol ve yöntemleri olmalı.

Adalet…

Ehliyet…

Liyakat öncelikli çağdaş bir yarın umudunu yeşertmek yerine “çıkarcı ahlâk”tan medet ummak iyiye işaret değil!

“Ne bildiğin değil, kimi tanıdığın önemlidir” gibi cevahirler yumurtlamayı hayra yoramayız…

Ne yapıldığına bakmak yerine…

Kimin, neyi, kimin yararına yaptığına yoğunlaşmak dipsiz bir kuyu…

  • ••

Evet… Memleketimizi seveceğiz…

Geldiğimiz yerleri asla unutmayacağız…

Yörelerimizin gelişebilmesi için elimizden ne geliyorsa yapabilmek için canla başla gayret sarfedeceğiz…

Ama…

Hakka hukuka bakmaksızın, “toprağım olsun da çamurdan olsun” zihniyetini sorgulamayı da ihmal etmeyeceğiz!

Çünkü…

Bu ülke bizim!