Uzaktaki sevgili, adalet

“Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli,
Alıştım hasretine, gel desen de gelemem ki.”

 

İnsan, yaratıldığı andan itibaren adalet arıyor. Önce kişiler arasında başlayan ilişkiler, nüfus artışıyla birlikte toplumsal boyut kazandı, hak kavramı ortaya çıktı. Kaç bin yıl geriye gitmek gerekiyor bilmiyoruz. Yakın zamana kadar insanın ortaya çıkışı için yedi bin yıldan söz ediliyordu. Urfa’da, Göbekli Tepe’de yapılan kazılar, insanlığın geçmişini on iki bin yıl önceye taşıdı. Yeni yapılacak kazı çalışmalarıyla daha gerilere de gidebilir.

İnsanlık tarihi her ne kadar on iki bin yıl önce başlıyor olsa da yazının Sümerler tarafından icadı günümüzden beş bin yıl öncesine kadar gidiyor. Kil tabletler üzerinde yazılan bilgilerin çoğu günümüze kadar ulaşmadı. Buna rağmen elde kalanlar yeterli bir fikir verebiliyor. Yazı sayesinde bilgiler kalıcı oluyor.

Dünyada binlerce yıl önceinsan olduğuna göre,işleyen bir hukuk sistemi vardı. Kaynaklara bakıldığında ilk yasaların,  Sümer kıralı Lipit-İschitar zamanında çıkarıldığı görülür. Kral, memlekette nizam, intizam yaratmak ve kanun yapmak  içintanrı tarafından çağırıldığını söylüyor. Lipit’ten 170 yıl sonra Hammurabi (M.Ö.1728-1686) eldeki bilgileri geliştirmiş ve 282 maddelik kanun meydana gelmiş.

Hukuk sistemleri ve dinler tarihini inceleyenler, Sümerler başta olmak üzere Mezopotamya kavimlerinin tarihini iyi araştırmalı. Orta Doğu’da, İsa’nın doğumundan üç bin yıl önceye giden yazılı bir tarihin, medeniyetin olduğu bilinmeli.Tarih deyince bizim aklımıza hep savaş geliyor. Bunun yanında toplumların hukuk, sosyoloji, felsefe, ekonomi, güzel sanatlar ve kültür alanında yaptığı çalışmalar öteleniyor. Hammurabi yasalarına göre hırsızlık yapanın eli kesiliyor. Başkasının özgürlüğünü kısıtlayana aynı ceza veriliyor. Bir kişiyi suçlayan, suçu ispat etmekle yükümlü.O günlerden günümüze intikal edenler var.

Bugünkü Avrupa medeniyetinin, dolayısıyla Avrupa hukukunun temelinde Roma uygarlığı vardır.  Roma İmparatorluğu, dünyanın en geniş topraklarına sahipti. Doğu ve batı şeklinde bölündükten sonra da batının ağırlığı devam etti.Roma tarihi hakkında yeterli bilgiye sahip olmayışımız, en önemli kusurumuzdur. Eski çağlar için Roma, yakın çağlar için İngiltere tarihi iyi bilinmelidir. Zira ikisinin de günümüze etkisi olmuştur.

Hukuk; yazılı ve sözlü olarak ikiye ayrılıyor. Yazılı olanlar kanun metinlerinde kayıt altına alınıyor. Sözlü olanlar farklı ve yazılı olandan daha köklü. Bunlara genellikle töre diyoruz. Gerçi bu kelime günümüzde gelenek, görenek anlamında kullanılıyor ama törenin gerçek anlamı hukuk demektir. Bizi  eleştirenler, Türklerin hukuk sistemi yok diyorlar. İlk yazılı metinlerimiz 725 yılında dikilen Göktürk anıtlarıdır. Bu tarihten önce yazılı belgeye sahip olmadığımız için,  hukukumuzun bulunmadığı şeklinde bir kanaat oluşmuş. Halbuki Türk milleti töreli millettir ve töre de kanun demektir. Nitekim Bilge Kağan’ın meşhur hitabesinde “Türk, Oğuz beyleri işitin;üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini(devlet) ve töreni kim yıkabilir” diyor. Buradan da anlıyoruz ki bizde töre çok güçlüdür. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra,hem İslam hukuku ilkelerini uygulamışlar, hem de töreye bağlı hukuk anlayışını sürdürmüşlerdir.

İslam dünyasında Hazreti Ömer’in adaleti örnek gösterilirdi. Ancak zamanla bu anlayıştan hızla uzaklaşıldı. Bugün kralların ve şeyhlerin hukuku egemen. Öyle ki İstanbul’da, Arabistan sefaretinde devlet eliyle adam doğrandı; ilginçtir, dünya sessiz kalmayıtercih etti. Demek oluyor ki, para hukuktan üstün.

Uluslar arası konularda hukuk sessiz. İsrail, Suriye toprağı GolanTepeleri’ni işgal ediyor, yıllar sonra da ülkesine katıyor; ses yok, hatta ABD destekliyor. Aynı şekilde Rusya Kırım’ı ilhak ediyor, dünya seyrediyor. Güçlü olan haklı, böyle şey olur mu? Hukuk, adalet bunun neresinde? Hak güçlüden yana mı?

Çağdaş hukukun temelinde, insanı merkeze alan haklar vardır. Roma’daki patrici(soylular) ve plepler(köleler) mücadelesi, günümüz Avrupa hukukunun temelini oluşturmuştur. İnsan hakları, çağdaş ülke anayasalarının en önemli maddeleri arasında yer alır. Değişik hukuk sistemleri olsa bile hepsinde insan haklarına  öncelik verilmiştir.

Dünyada hukuka olan özlem her gün artıyor. Demek ki bu konuda bir sıkıntı var. Geri kalmış ülkelerde; krallık, şeyhlikgibi totaliter yönetimlerde çağdaş hukuktan söz edilemez.Çin ve Rusya gibi despot liderlerin idare ettiği ülkelerde hukukunsadece adı var.Avrupalılar bile, kendi içlerindeki yabancılara farklı davranıyor.

Ülkelerin hukuk anlayışını ikiye ayırmak lazım; iç hukuk, dış hukuk. İçerde insana ve insan haklarına değer veren milletler, dış ülkelere gelince sessiz kalmayı tercih ediyor. Diğer alanlarda olduğu gibi, hukuk konusunda da çifte standarda sahipler.Söz gelimi Filistin’de yaşanan drama ve hak ihlaline ilgisizler. Yetmiş yıldan beri bir halkın toprağı dilim dilim elinden alınıyor. Hukuk ve insan haklarını savunduklarını iddia edenler bunu seyrediyor. İnsanı merkeze koyan hukuk anlayışı evrensel olmak zorunda değil mi? Dünyanın neresinde olursa olsun insanlar için renk, ırk, dil, din ayrımcılığı söz konusu olmamalı.

Ülkemizde, insan merkezli hukuk çok tartışıldı. Yeni bir anayasa yapmak arzusu hukuk noksanlığını  gösteriyor. Adalet mülkün yani devletin temelidir ama her gün adaleti, hukuku tartışıyoruz. Demek ki yerli yerine oturtamadığımız bazı hususlar var. Yasalar mutlaka çağdaş  hukuk anlayışı ve evrensel ölçülere göre düzenlenmeli, yasayı uygulayanlar da iyi yetiştirilmeli.Terör örgütüyle bağlantılı çok sayıda savcı ve hâkimin meslekten ihraç edildiği bir ülkede hukukun sağlıklı işlediği söylenebilir mi?

Geçmişte kalan özel uygulamalar ve hatalar hukuk anlayışımızı yozlaştırdı. İstiklal, Örfi İdare,Yassıada, Sıkıyönetim, Devlet Güvenlik gibi adlarla bilinen mahkemeler her zaman tartışıldı. Çoğunda  siyasal erkin anlayışına uygun kararlar verildi. Bir toplumda adalet tartışılmamalı, bağımsız mahkemeler kendi kararlarını vermeli.

Yargı kararlarıhoşumuza gidiyorsa alkışlıyoruz, aksi halde, yerden yere vuruyoruz. Böyle bir hukuk anlayışı olur mu? Anayasa Mahkemesi hakkında söylenenleri herkes biliyor. Bunları izleyen çağdaş dünya hukukçuları,ülkemiziçin ne düşünür acaba? Türkiye bir hukuk devleti diyoruz, her gün hukuku tartışıyoruz. Biraz garip değil mi?

Dünyada hukuk herkes için sığınılacak son kaledir.Ancak terazinin ayarı bozuksa, adalet dağıtan kadının gözleri kapalı olsa ne olur, olmasa ne olur.

 

MUSTAFA ESKİ