“Uzun yola çıkmaya hüküm giydim”

Belediye Başkanı Galip Vidinlioğlu belediye müdürleri ve partisinin meclis üyelerinin de katılımıyla genişletilmiş basın toplantısı düzenledi, bütçe sıkıntısından dolayı bir nevi “feda sezonu” kabul edilen ilk 6 aylık dönemi değerlendirdi, bu süre zarfında yapılan işlerin “rutin” hizmetler olduğunu açık yüreklilikle dile getirdi ve 2020 yılında “ofansif” bir sezon hedeflediklerinin işaretini verdi…

Dosdoğru, net, dobra, kaygısızca çıkınındakileri ifade etti.

(Belediyenin sorumluluk ve yetki hiyerarşisinde en üstte ve tek, yetkilerini paylaşmayan, siyaset üstü, parti üstü, kişiler üstü “Kastamonu Belediye Başkanı” O…

Mazbatayı aldığı an itibarıyla siyasi kimliğinin bittiğini, “kamu” görevinin başladığını tane tane kelimelerle anlattı, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” üslubuyla da değil üstelik. direkt söyledi, noktayı koydu.)

Görevde geçirdiği ilk 6 aylık dönemin ne günahı olur ne sevabı, ter atma yahut ısınma turları, “Uzun yola çıkmaya hüküm giydim” diyen için hele hele…

“Gidiş yolu” önemli olan, başlangıç ve sonuçtan evvel.

Seferdir kıymetli olan…

Zafer değil.

O yol “engebeli, dolambaçlı ve sarp” çünkü…

“Halka hizmet ile şahsa hizmet” yahut “Hakka hizmet ile şeytana hizmet” ya da ” Helal  ile haram” arasındaki keçi yolunda, bıçak sırtında, sırat köprüsünde yürünen bir yol o.

Dost görünümlü menfaatseverler yetmezmiş gibi kibrin ve ihtirasın yönettiği nefisle..

İp sıra yürümek zordur.

Muhasebesi vicdanda, baş yastığa konduğunda yapılır…

Ahaliyi kandırmak kolaydır da kendini inandırmak zordur.

Ekseriyetle tek başına, “Kendinin bile ücrasında yaşayan” bir benlikle yayası olunacak bir yoldur belediye başkanlığı…

Düşeni kaldıran olmaz.

(Kurt Kanunu hak getire…

Ağlasan dert, gülsen dert.)

Dervişlikten ileridir…

Tövbeyi tutmak çok daha zordur da ondan.

Ne kadar “suskun ve kederli” olursa olsun…

“Cesur ve onurlu” olduğu halk nezdinde dilden dile dolaşmaya başladığında yol yarılanır ancak.

“Kubbede hoş bir seda bırakmak” da budur aslında…

Nutku atılan ama çok az seçilmişe nasip olan.

( E tabii kabahatin hepsi seçilmişlerde değil…

Seçenlere de bakmak lazım.)

Matarasındaki suya tuz ekledi…

Su kokmasın diye besbelli.

Uzun yola çıkmaya hüküm giydi…

Rastgele.

 

 

Boyner ailesinin kabahati okul yaptırmak mı?

Tosya’nın medarı iftiharı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kuşak sanayicilerinden, tekstil sektörünün duayeni, hayırsever, aydın, rahmetli hemşerimiz Fazıl Boyner anısına okul yaptırdı evlatları…

Vasiyeti “hemşirelik okulu”ydu Fazıl Boyner’in, vasiyeti yerine geldi.

Kastamonu Üniversitesi’ne emanet ettiler binayı…

Milletin hizmetinde kullanılmak üzere.

Her yıl sonunda “Fazıl Boyner’i Anma Günleri” adı altında etkinlik düzenleniyor üniversitemizde…

Rahmetlinin kızları Latife Boyner, Lerzan Boyner ve Leman Halulu gelirler, babalarının anısını sıcak tutarlar şehrimizde.

Üzülerek yazıyorum aşağıdaki satırları…

9 yıl önce açılan okulun anma törenlerinin çoğunluğunda, Boyner ailesinin şehrimize gösterdiği vefanın çeyreğini gösteremedi Rektörlük makamı, kamu ve yerel yönetim temsilcileri.

İstemeye istemeye, yarım yamalak, zoraki, nezaketsiz ağırlamalar, üstüne üstlük kimi yıl ya anma töreni yapılmadı yahut son dakika akla geldi…

Saklı, sessiz, vakitsiz

Bu yılki etkinliğe kadar kendi verdiği yemekte misafirlerini öylece bırakıp yemek masasını terkeden rektör olayına şahit olmamıştık…

Bu da oldu.

Anadolu misafirperverliğinden geçtim…

Dünyanın herhangi bir yerinde bile önde gelen adap olsa gerek, misafirden önce yemek masasından kalkmamak, daha çorba içilmeden “Muhatabınız ben değilim” diyerek masayı terketmemek.

Ne gerginlik olursa olsun… Ne ve nasıl söylenmiş olursa olsun…

Misafirperverliğin amentüsü misafire güleryüz göstermeyi emreder.

Makamlar geçici…

Hayırseverler kalıcı.

Boyner ailesine şükranlarımızı iletiyoruz…

Sağlık ordusuna yetişen Anadolu kızlarına omuz verdikleri için.

Üzülmesinler…

Kastamonu’yu unutmasınlar.

 

MUSTAFA AFACAN