YENİ BİLİM İNSANLARI YETİŞİYOR: HAMDİ NALBANT

Ağabeyim Özdemir Tan’ın 30 Ağustos 2020 tarihinde vefatı dolayısıyla gittiğim memleketim Kastamonu’da tanıştığım genç bilim insanı adaylarından biri Hamdi Nalbant’tı. Son kitabı “Sünnette Ganimet ve Esirler”i, bir hafta önce Mustafa Bektaşoğlu vasıtasıyla elimize ulaşmıştı.

Hamdi Nalbant; Sünnette Ganimet ve Esirleri Ankara 2020, 136 s., Fecr Yayınları:367

Batı dünyasında, Ayasofya’nın tekrar cami olarak hizmete girmesi dolayısıyla depreşen “İslamafobi” karşısında Hamdi Nalbant’ın araştırma ürünü kitabı doğrusu içimi ferahlattı. Dinimizi doğru anlatan, tarikat mensuplarının yanlı görüşlerine, yorumlarına bırakmayan eserlere o kadar çok ihtiyacımız var ki…

Önce bir nebze Hamdi Nalbant’ı tanıyalım. Kastamonu İhsangazi ilçesine bağlı Kayapınar köylüdür. Dedesi, 60’lı yılların sonunda Ankara’ya göçmüş ve aile bu şehirde yaşamaya başlamıştır. Hamdi Nalbant, dört kardeşin ikincisi olarak 1981 yılında Ankara’da doğdu. Sırasıyla Ankara Yeşilöz Okulu, Solfasol İmam-Hatip Ortaokulu ve İskitler Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinden mezun oldu. 2007 yılı başında memleketi Kastamonu’da devlet memuru olarak göreve başladı. 2011 yılında Kastamonu Üniversitesi Meslek Yüksek Okulundan üniversite birincisi olarak mezun oldu. Daha sonra büyük ilgi duyduğu ve sürekli bu alanda okumalar yaptığı ilahiyat alanında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde lisans eğitimini tamamladı. Sonrasında Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı’na “Sünnette Kamu Maliyesi (Sahîhayn Örneği)” isimli tezini yazarak yüksek lisansını tamamladı. Birçok yazı ve şiirleri dergi, antoloji ve internet sitelerinde yayımlandı. İlahiyat alanı ve Kastamonu başta olmak üzere çeşitli alanlarda araştırma ve çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve üç çocuk babasıdır ve kamu görevine devam etmektedir.

Araştırma şu sorulara cevap aramıştır:

Hz. Muhammed’in döneminde fethedilen yerlerle ilgili uygulamaları nasıldı?

Fethedilen yerlerin halkına esir muamelesi mi yapılmıştır?

Fethedilen yerlerdeki halkın menkul ve gayrimenkul mallarına ganimet olarak el konulmuş mudur?

Savaşlarda kimler esir muamelesi görmüş, hangi mallara ganimet muamelesi yapılmıştır?

Hz. Muhammed’in esirler hakkında uygulaması nasıldı?

Yazar, Ön Söz’de (s.9-12) kitabı yazmaktaki amacını ve çerçevesini şöyle açıklamış: “Elinizdeki bu çalışmanın amacı, ganimet ve esirler konusunda hükümler ortaya koymak değildir. Bu çalışma Hz. Peygamber’in ganimetler ve esirler konusundaki sünnetini anlatmaya yönelik olarak yapılmış bir çalışmadır. Çalışmada, bu konulardaki sünnetin tam anlamıyla ortaya konulabildiği iddia edilmemektedir. Ancak İslam âlimleri arasına çeşitli ihtilaflar bulunan bu alanda bir bakış açısı ve Hz. Peygamber’in bu alandaki sünnetinin anlaşılması noktasında genel olarak siyer alanıyla ilgili sonuçlar da bulunmaktadır.”

Yine yazar, Ön Söz’de DEAŞ uygulamalarının, İslamiyetin kuralları gibi algılanmasına karşı, işin doğrusunu dünyaya anlatma, açıklama gayreti içinde olduğunu da belirtmiştir.

Kitap, Ön Söz ve Giriş’ten sonra iki bölüm, Sonuç, Kaynaklar ve Dizin’den oluşmaktadır.  Bölümlerin ana başlığı ile önemli alt başlıklar şöyledir:

I.Bölüm: Hz. Peygamber Devrinde Ganimet ve Esirler konusunda Söz Konusu Olan Topluluklar

  1. Yahudiler, 2. Müşrik Araplar

II.Bölüm: Hz. Peygamber’in Ganimet, Fey, Esirler ve Cizye Uygulamalarının Tahlili

1.Ganimet ve Esir Uygulamalarının Tahlili (Esirler, Fidye, Araziler, Menkul Mallar, Humus, Seleb, Tenfîl, Fey, Cizye, Bir Vergi Olarak Zekât)

Kitabın şüphesiz en önemli bölümü Sonuç’tur. Bakalım yazar sorduğu sorulara hangi cevapları almıştır? (s.123-124):

“Netice olarak Hz. Peygamber’in sünnetinde ganimetler ve esirler konularında kısaca şu tespitlerde bulunulabilir: Fethedilen bölgelerin halkı, Müslümanların esiri kabul edilmemiştir, halkın toprak ve mallarına el konulması da söz konusu olmamıştır. Esirler, savaş meydanında ve savaş esnasında alınmıştır. Fethedilen bölgelerden sadece halkının tehcir edilmesi gibi sebeplerle sahipsiz ve vârissiz kalan araziler ganimet veya fey gibi değerlendirilmiştir. Ganimet olarak ele geçirilen mallar da düşmanın savaş meydanındaki mallarından ibaret olmuştur. Ancak, fethedildikten sonra tehcir edilen yerlerin halkının geride bıraktıkları malları da aynı şekilde ganimet veya fey gibi değerlendirilmiştir. Hz. Peygamber, devlet başkanı olarak ele geçirilen ganimet ve esirler hakkındaki yetkisini kullanmış ve uygun gördüğü şekilde tasarruf etmiştir. Bunların dağıtımından sonra yetki, yeni sahiplerinin olmuştur.”

Hamdi Nalbant’tan gelecekte çok önemli eserler geleceğine dair inancımız tamdır. Görünen köy kılavuz istemez.

NAİL TAN