Yerel konular üzerine düşünceler

Uzun zamandan beri şehrimizin sorunlarıyla ilgili yazı yazmadım. Göze takılan konuları ortaya koymalıyız ki, ilgililerin bilgisi olsun. Bazen dostlarımız da önemli gördükleri sorunları gündeme getirmemizi istiyor. Yerel basının öncelikli görevi de  bu olmalı.

İlk önce teleferik konusuna değinmek istiyorum.  Bilindiği gibi teleferik daha önceki belediye yönetimi tarafından tasarlandı,  önceki dönemde yapımına başlandı. Bugünkü yönetim herhangi bir işlemde bulunmuyor. Baştan fikrimi söyleyeyim, teleferiğin, tarihî şehrimize hiç yakışmayacağını düşünenlerdenim. Hem Saat Kulesi’ni, hem de  batı yakasındaki durumu yerinde gördüm. Şu haliyle bile demir yığını. Halatlar çekilince bir garabet oraya çıkacak ki eşi, benzeri hiçbir şehirde olmayacak.

Kurulduğu alanları kirletmiş, çevresinin estetiğini, görüntüsünü bozmuş. Halk arasında “Kırk Odalı” diye bilinen (aslında kırk odalı daha aşağıda bir konak) tarihî binanın 15-20 metre yakınına kadar sokulmuş. Halatlar bağlanınca görüntünün ne olacağını tahmin etmek zor değil. Ayrıca daha aşağıya dikilen iki kule var ki, adeta şehre dikilen iki kazık gibi duruyor. Aşağıdan bakıldığında Yakup Ağa Câmii’nin görüntüsünü de bozmuş. Hattın geçtiği yerler şehrin tarihî dokusunu oluşturuyor. Yapanların iyi niyetinden şüphem yok ama her iyi niyetin sonucu ne yazık ki olumlu netice vermiyor.

Ben inanmıyorum ama diyelim ki Belediyeyi yönetenler turizme bir katkı sağlar düşüncesiyle hareket etti. Evlerin kapı tokmağına bile karışan Anıtlar Kurulu buna nasıl izin verdi, anlamak mümkün değil. Kurul üyeleri gelsin, henüz halatları çekilmemiş şu demir yığınlarını görsün bakalım. Acaba verdikleri izin için ne düşünürlerçok merak ediyorum.

Tabelada yazıldığına göre, tesisin yedi milyona liraya yaklaşanbir keşif tutarı var. Bugüne kadar ne harcandı bilmiyorum. Turizm şemsiyesine sığınmayalım,  gerekçe ne olursa olsun, masraflar sineye çekilmeli ve bu işten vazgeçilmeli. Demir yığınları da sökülüp atılmalı.Tarihî dokuyu bozmaya kimsenin hakkı yok. Bu gidişle ülke çapında alay konusu oluruz. Şehri iki yakadan temaşa etmek için buna ne gerek var? Bu konuyu daha fazla yazmak istemiyorum., yetkililerden icraat bekliyorum. Şehirde yaşayan hemen herkesin ortak kanaati bu doğrultuda. Hemen şunu da yazayım: İnşaat sahasında hiçbir güvenlik önlemi yok, kapılar açık. Çocuklar için büyük tehlike.

İkinci konumuz yol. Biliyorsunuz, Hazret-i Pir tarafından gelen araçların Atatürk Caddesi’ne geçmesi için Sinan Bey parkını arkadan dolaşması gerekiyor. Sokak çok dar olmasına rağmen sağlı sollu park yeri olmuş, yol kenarına da odun yığılmış. Zaten yoldan sadece küçük araçlar geçebiliyor. Burada araçların park yapmasına izin verilmemeli.

Asıl çözüm, Hazret-i Pir’den gelen Şeyh Şa’bân-ı Veli Caddesi’ni, bir köprü ile Atatürk Caddesi’ne bağlamaktır. Birkaç sene önce böyle bir proje konuşuluyordu, unutuldu gitti. Şu hâliyle büyük araçlar stat köprüsüne kadar gitmek zorunda kalıyor. Başka türlü karşıya geçmek mümkün değil. Bu daracık yol Hisarardı, Saraçlar, Beyçelebi ve İbn-i Neccar mahallelerini doğrudan ilgilendiriyor. Belediyemiz bu konuya bir çare bulmalıdır.

Diğer bir konu yine ulaşımla ilgili. Her yere kırmızı kazıklar çakılıyor. Yolumun üzerinde olduğu için biliyorum; güneyden gelirken Öğretmenevi’ne dönülen köşeye bu kazıklardan dikilmiş. Virajı daha geniş dönmek zorunda kalıyoruz. Bu takdirde, Öğretmenevi yönünden gelen araçla kafa kafaya geliyoruz. Ulaşım açısından sakıncalar görülmüyor mu? Yetkililer özel araçlarıyla o köşeyi dönsün de hatayı görsün.

NasrullahKöprüsü’nün çarşı tarafı, yaya trafiğinin en yoğun olduğu yer. Yayalara yol vermek için araçlar sık sık durmak zorunda. Bu durum trafik akışını engelliyor. Buraya bir trafik lambası konsun; yaya da, sürücüler de rahatlasın.

Son konu geçen yıl mahalle yapılan Budamış’la ilgili. Burası eski kayıtlarda “Bıdamıç” veya “Bıdamıçmâ Pırlaklar” diye geçer. Köy dört ana parçadan oluşur: Pırlaklar, Aşağı Budamış, Yukarı Budamış ve Kumarı. Bunların hepsi şimdi belediye sınırlarına dâhil edildi. Çocukluğumun geçtiği, halen de kendi mülkümüzün bulunduğu bir yer. Öncelikle bir imar planına ihtiyaç var. Söylenenlere göre, Ankara yolunun batı tarafı için plan yapılmış ama doğusu için bu söz konusu değil. Ankara yolu ile Doğu çevre yolu arasında kalan, köy sınırlarına dahil arazinin imar planı yapılmalı. Buraların caddesi, sokağı şimdiden belli olmalı. Rastgele yapılan evler gelecekte büyük sıkıntı oluşturur.

Mahallenin yol işiyle bundan böyle belediyeilgilenecek. Ana yoldan Yukarı Budamış’a giden 250 metrelik yol yer yer bozulmuş. Sel yarıklar meydana getirmiş, hiç değilse tamir yapılmalı.

Diğer bir konu kanalizasyon. Daha önceki yıllarda evlerin 150 metre ilerisine dökülen bir sistem kurulmuş, şimdi ise açığa akıyor. Çevre sağlığı açısından büyük tehlike. Konunun  dikkate alınması gerekiyor.

Başka bir konu su meselesi. köyün kadîm suyu daha önce çeşitli şekillerde parçalanmış. Bir bölümü merkezi bir depoda toplanmış, evlere verilmiş. Ne var ki bu su  Temmuz ve Ağustos aylarında  bağ, bahçe sulamak için de kullanılıyor. Su konusu yaz gelmeden mutlaka çözülmeli. Evlerde el, yüz yıkayacak su bile akmadı. Bunun tuvaleti, banyosu, mutfağı var. Su önemli bir ihtiyaç. Benim önerim şudur: Kadîm su tümüyle büyük bir havuzda toplanmalı, oradan evlere dağıtılmalı. Veya belediye kendi şebekesinden evlere su bağlamalı. Bu takdirde kadîm su boşta kalır ve yaz aylarında keşik usulüyle kullanılır.

Köy yeni mahalle olduğu için belediye hizmetleriyle henüz tanışmadı. Tümüyle düşünüldüğünde dağınık ve zor işler olduğunu biliyorum. Gündeme getirdiğim konular, mutlaka belediyemizin de programındadır. Köyün/mahallenin bir mensubu olarak, hem kendi adıma, hem de komşularım adına bu sorunları bir de ben yazayım istedim. Hekim olması dolayısıyla su, kanalizasyon ve temizlik konusuna Sayın Galip Vidinlioğlu’nun hassasiyet göstereceğini de biliyorum.

Son sözüm, madem mahalle olduk, doğalgaz konusunu da hatırlatayım. Bütün arzumuz huzurlu, temiz ve güzel bir şehirde yaşamak.

 

MUSTAFA ESKİ