Yumurtaya can veren Allah

Antalya Kaş’taki meşhur Patara plajı deniz kaplumbağaları için neyse, Münire Medresesi’nin el kadar bahçesi de kara kaplumbağaları için o, onlarca kaplumbağa vatan edindi şehrin ortasında, yumurtalarını gördüm dün sabah, hayatın sırrına kafa yordum, uzun uzadıya düşündüm, düşündüm, düşündüm…

Yumurtaya can veren Allah herşeye kadir.

Kazara rastgeldim kaplumbağa yumurtalarına…

“Bir yumurta gördüm hayatım değişti.”

Toprağı yaklaşık 30 santimetre kazmış kaplumbağa, yumurtalarını yanyana bırakmış, 5 yumurta, toprağın üzerini hiç kazılmamışçasına örtmeyi başarmış, bakınca zerre iz yok, usta işi…

Yumurtalar toprak altında, nefessiz, ışıksız, susuz, kimsesiz, anasız babasız.

Toprağın sıcaklığı ile kuluçka…

Teknolojiyi görüyor musunuz?

Vakti gelince yavru,yumurtanın kabuğunu çatlatıp dışarı çıkıyor…

Oksijen yok, su yok, besin yok, süt yok, ana memesi yok, karanlığın ve 30 santim toprak kütlesinin basıncı altında tek başına.

Parmak kadar yavru…

Yaşama tutunuyor.

Hayatta kalıyor…

Asırlar boyu sürecek ömre yelken açıyor.

O yumurtaları gördüm ya…

Hayatın sırrına ermek hem çok kolay, hem de çok zor.

  • ••

Ahi Evran’ın izi 

“Ahilik Haftası” kutlandı pek bir şatavatla…

Nohutlu pilav yenildi kazanla.

Ahi demek “Kardeşlik” demek…

Her devirde insanın bu yolda sarfetmesi lazım emek.

Pir Ahi Evran “Cömert, eli açık, doğru, dürüst, hoşgörü, adalet, sevgi, sabır, kanaat, güven” dedi…

Bugün hepsini sel yedi.

Ahiliğin namı kaldı, kendi gitti…

Bugün az çok kardeş kalmaya serpintisi yetti.

Ekonomik, sosyal, psikolojik, emperyalist envai derde rağmen boğazlamıyorsak bugün birbirimizi…

Bu en başta Ahi Evran’ın izi.

  • ••

Geçici işçi!

Kamu okullarında 8 ay boyunca çalıştırılmak üzere geçici işçi alım sınavı vardı dün, memleketin tam ortasında, göstere göstere, milleti meydana dökerek…

Cumhuriyet meydanındaki ana yolun iki tarafı da insan kaynıyordu, bariyerle mülakat yapılacak bina çevrelenmiş, asayiş berkemaldi.

Spor salonları ne güne durur, ne diye insanlar açık havada tutulur, “amele pazarı” misali yol boyuna niçin dizilir, yağmur kıyamet olsa millet ne yapar?..

Nezakete kim kafa yorar?

Mülakat ile seçim yapmak zaten başlı başına sıkıntı…

Hangi kriter esas alınıyor?

“Mikroorganizma nedir?”, “Asit çeşitleri nelerdir?”, “Eskiden okullarda bulunan bir oda nedir?”, “Hangi ilimizde tren yoktur?”, “Cumhurbaşkanımızın ismi nedir?”…

Mülakattan çıkanların ifade ettikleri sorulardan bazıları.

Sorunların kimi okula temizlik hizmetlisi mi alındığı yoksa kimya öğretmeni mi alındığı noktasında beni ciddi şüpheye götürdü…

Bazı sorular ise Kastamonu’da yaşayan bir vatandaşa değil de sanki Japon’a soruluyormuş dalgasında.

Devlet, geçici işçi çalıştırır mı?..

Sosyal devlet nedir?

Okulda görev yapacak bu insanlar üstelik…

Akıl alacak iş değil.