Zor dostum zor

En çok sevilen şarkılardan birinin güftesi; “zor dostum zor, sevilmeden sevmek”. Bugüne değin sanatçılarımız bu güzel eseri yorumladı. Bazı şarkılar ve türküler, içinde bulunduğumuz ortamı pek güzel anlatıyor.

Görülüyor ki, Türkiye’nin bu coğrafyada bulunmasındanuzak, yakın her ülke rahatsız. Koro halinde üzerimize çullanıyorlar. Hıristiyan ülkeleri anladık; din taassubu nedeniyle bize karşı oluyor diyelim. Orta Doğu coğrafyasındaki Müslümanlara ne demeli? Türkiye düşmanlığı dendiğinde Batı veya Doğu hiç fark etmiyor. Sıkıntılarını BM toplantılarında gündeme taşıdığımız, destek olduğumuz Filistin bile geçenlerde aleyhimize oy kullandı.

Türkiye düşmanlığı söz konusu olunca başı ABD çekiyor, diğerleri arkadan geliyor. Kore savaşından sonra birkaç yıl Amerika muhabbetimiz oldu ama 1957’den itibaren aramız soğumaya başladı. 27 Mayıs ihtilalinin arkasında ABD’nin olduğu artık sır değil. Neden derseniz, Türkiye’nin Rusya’ya yanaşmak istemesi.

1964 Kıbrıs krizi ve meşhur Johnson mektubu çok ciddi kırılma yarattı, ikili ilişkilerde. 1974 Kıbrıs harekâtı ve arkasından gelen ambargo siyasi münasebetleri büsbütün bozdu. Turgut Özal döneminde biraz olumlu bir hava görülse de bunun sahte bir aldatmaca olduğu gayet açıktır. Türkiye’nin başına bela edilen ve kırk yıldır süren PKK yapılanması 1984 Eruh baskınıyla başlamadı mı? 1991’deki Körfez krizinden sonraki Çekiç Güç kimleri, nereyi korudu?

Dünyadaki terör örgütlerinin aynı merkezden idare edildiği gayet açık. Taliban, IŞİD, PKK, PYD gibi örgütler, önce kendi ülkelerini yıkmak için kullanılıyor. Bunlara her türlü para, silah ve diplomasi desteği sağlanıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “Soğuk Savaş” diye bir kavram çıkmış, dünya iki kutba ayrılmıştı. Bu dönem bitince bu kez “Vekâlet Savaşları”  kavramıtüredi. Kimin eli kimin cebinde belli değil diyorlar ama senaryo gayet açık. Yüz yılı aşkın bir süredir gayet güzel bir satranç oynanıyor, Orta Doğu coğrafyasında. Bütün hesaplar İsrail’in güvenliği üzerine yapılıyor. Büyük Kürdistan ve Ermenistan bu oyunun ana unsurları.

Irak’ın parçalanmasından sonra sıranın Suriye’ye geleceği sır değildi.Zira Irak’ın kuzeyini Akdeniz’e bağlamak için Suriye’nin bölünmesi gerekiyordu. Amaç Kuzey Irak ile doğu Suriye’yi birleştirmek ve denize açılmak.

Türkiye bazı hamlelerle, “Barış Koridoru” veya “Güvenle Bölge” denilen sahayı 30 kilometre güneye kaydırmak suretiyle terör örgütleri ile arasına bir tampon bölge koymak istiyor. Bunun ne derece mümkün olacağına şimdiden karar vermek zor. Fırat’ın batısında Rusya, doğusunda ABD egemen durumda. İkisine de güvenilmez. Terör örgütünün 30 kilometre güneye çekilecek olması Türkiye’yi rahatlatmaz. Bunun bir kandırmaca olduğu kısa süre sonra görülecektir.

Türkiye’nin sınırdaki hamleleri, Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri dünya tarafından dikkatle izleniyor. ABD Kongresinde, hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin, oy birliğine yakın sayıda aldığı kararlar, ABD-Türkiye ilişkilerini adeta dinamitlemiştir. NATO ittifakı içindeki birçok ülke de ABD gibi düşünüyor.

Yakın zamana kadar ABD’de bazı lobi faaliyetlerimiz oluyordu. Rum ve Ermeni lobilerine karşı Yahudi lobisi kullanılmıştı. Çeyrek asır önce, Ilgaz’daki bir toplantıda, bu konuyu saygın bir diplomatımıza sormuştum. Bunu doğrulamıştı. Şu an itibarıyla yanımızda olan bir lobi yok. Üstelik ülkeden kaçanlar da lobiciliğe başlamış. İsrail karşıtı bir politikanın Amerika’daki yansımasını hesaba katmak gerekir. Dış politikada ebedî dostluk ve düşmanlık yoktur, sadece menfaat vardır. Şu an Suriye’nin hâmisi görünen Rusya bile, İsrail uçakları Suriye sahasını bombalarken veya Golan Tepeleri elden giderken olayları seyrediyor.Bu davranışı ile Rusya İsrail’e yardımcı olmuyormu?

Orta Doğu konusunda Rusya ile ABD ittifak etmiş de olabilir. Gelişen, büyüyen bir Çin’den her ikisi de rahatsız.Rusya, 1957’den beri Orta Doğu’da ve Suriye’de zaten vardı ama bu kadar etkin değildi. On yıldan beri, bölgeye daha fazla yerleşti. Son üç asırdır ulaşamadığı sıcak deniz emeline bugün kavuşmuş görünüyor.

Türkiye üzerine hesaplar yapıldığı açık. İlişkilerde diplomatik nezaket bir yana bırakılmış, onun yerini tehdit ve şantaj almış. Yaptırım kararları, silah ambargosu, soykırım iddiaları, mal varlıkları gibi hususlar devreye sokuluyor. Yarın başka unsurlar da buna eklenecektir.Geçenki yazımda da söz ettim; büyük devletlerle ilişkiye girmek, ayı ile yatağa girmeye benzer, diyor İsmet Paşa.

Kritik günlerden geçtiğimiz çok açık. Böyle zamanlarda birlik, beraberlik şart. Meydanlarda ve medya üzerinden yapılan tartışmalar çok rahatsız edici. Bölücülüğün, ayrımcılığın her türlüsü ülkemize zarar veriyor. Daha çok kaynaşmalıyız. Gün, birlik günüdür.

 

MUSTAFA ESKİ