Babacan’dan ÜÇLÜ ATIŞ

DEVA Genel Başkanı Ali Babacan, Av. Hüseyin Canal’ın başkanlığa seçildiği İl Kongresi’ndeki konuşmasında iktidarı ekonomi politikaları, illegal yapılar ve pandemi önlemleri konusunda sert biçimde eleştirdi, iktidar oldukları taktirde Kastamonu için yapacaklarını sıraladı.

“Döviz rezervini erittiler, ekonomiyi batırdılar. Devletin ceplerini boşalttıkları için ekonomik önlem alamıyorlar” eleştirisinde bulunan Babacan, “Mafya, siyaseti dizayn ederken Cumhurbaşkanı ittifak derdinde. İttifak bozulmasın diye küçük ortağa ses çıkaramıyor” şeklinde konuştu.

İllegal yapıların siyaseti dizayn etmesine müsaade etmeyeceklerini belirten ve “Korkma Türkiye” çağrısı yapan Babacan, “Salgınla mücadele etmek için değil de sanki sadece ceza kesmek için genelge çıkarmışlar” dedi, esnafın gözünün yaşlı, Kastamonu’nun da sahipsiz olduğunu söyledi. 

Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) Kastamonu 1. Olağan İl Kongresi cumartesi günü Genel Başkan Ali Babacan’ın katılımı ile yapıldı.

Divan başkanlığını Bünyamin Ünlü, Yardımcılığını Emre Altun, Kâtip Üyeliklere de Yusuf Aydın, Semra Öztürk ve Yasemin Salcı’nın yaptığı Olağan Genel Kurulda DEVA İl Başkanı Av. Hüseyin Canal veDEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan birer konuşma yaptı.

Babacan kongre öncesi Nasrullah Meydanı’nda esnafları ziyaret etti vatandaşlarla görüştü. Kongreye CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Ülkem Partisi temsilcileri de katıldı.

Seçimlere tek aday olarak giren Kurucu İl Başkanı Hüseyin Canal, bu kez üyelerinoylarıyla seçilerek güven tazeledi.

YÖNETİM KURULU

Hüseyin Canal’ın başkanlığındaki yönetim kurulunda şu isimler yer aldı:

Şakir İşeri, Mustafa Günaydı, Satı Mehmet Kulaoğlu, Mustafa Zengin, Arman Arslan, Fatih Sarenli, Barış Can Kara, Mert Yağız Yılmaz, Sema Arkaç, Engin Yazımcı, Sami Ustaoğlu, Şevket Yılmaz, Abdullah Gün, Serdat Kes, Güntaç Mutlu Mustafa Nergiz, Nedim Bostancı, Sevilay Tosyalı, Baha Yazıcı, Semih Köse ve Fatma Kethüdaroğlu.

HÜSEYİN CANAL

Kongrenin açılış konuşması yapan İl Başkanı Hüseyin Canal, şunları söyledi:

“Olağanüstü günlerden geçiyoruz. İnsanlık tarihinin yüzyıllar içinde yaşadığı felaketleri belki de 21’inci yüzyılın ilk çeyreğine sığdırmış bulunmaktayız. İster dünya ölçeğinde, ister Türkiye’miz genelinde, isterse de Kastamonu özelinde bakıldığı zaman azımsanamayacak meselelerle karşı karşıya olduğumuz inkar edilemez bir gerçektir. Geçmişte ülkemizdeki bir takım meselelerle mücadele etmesini bildik. Ancak sorunların artarak süreceğine dair umutsuzluğun çoğaldığını ve insanların kaygılı olduğuna şahitlik etmekteyiz. Bu aşamada mevcut hükümet maalesef bir umut vaat etmiyor. Hukuk reformunun gerçekleşmesini de canı gönülden istiyoruz.”

ALİ BABACAN

Kastamonu’da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek sözlerine başlayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise şöyle konuştu:

“İLLEGAL YAPILARIN  SİYASETİ DİZAYN ETMESİNE  MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

“Bu ülke Cumhuriyet Tarihi boyunca bir kısır döngü yaşadı. Üste çıkanın altta kalanı ezdiği; ezilenlerin de bir gün üste çıkıp ötekileri ezmeye çalıştığı bir ülke oldu bu Türkiye. Biliyorsunuz, şu anda iktidarda olan parti, bundan 18 yıl önce, ‘altta kalanlar’ adına yola koyularak geniş bir toplum kesiminin desteğini aldı. Peki geniş toplum kesiminin gerçekte istediği Türkiye acaba bugünkü Türkiye miydi? Bugünkü Türkiye’nin hayalini mi kuruyordu iktidar partisini destekleyenler? Mafyanın, çetelerin, suç örgütlerinin ulu orta tehditler savurduğu bir ülke miydi istedikleri? Bakın, daha birkaç gün önce, küçük ortağın talebiyle cezaevinden çıkması sağlanan bir suç örgütü yöneticisi, bir siyasetçiyi hedef aldı. Suçluluğu mahkemelerce sabit bulunmuş bir suç örgütü yöneticisi bir siyasetçiyi tehdit etti. Çok ağır hakaretlerde bulundu. Ardından ne oldu? Her konuda hemen anında açıklama yapan Cumhurbaşkanından bir ses duydunuz mu? Duymadınız. Çünkü iktidarın küçük ortağı hızlı bir şekilde suç örgütü yöneticisine sahip çıktı. Açıkça suç işleyen birine arka çıktı. Hakkı, hukuku, adaleti unuttuklarını biliyorduk da böyle apaçık şekilde suçtan yana, suçludan yana tavır alacaklarını düşünemezdik. Bu ülke; mafya babalarıyla, suç örgütleriyle yönetilemez arkadaşlar. Çok açık söylüyoruz; meşru siyasi yollarla, halkın oylarıyla seçilmiş kişilerin tehdit edilmesine, hele hele böyle suç örgütü yöneticileri tarafından tehdit edilmelerine göz yummayacağız. Biz kime, hangi partiye, hangi fikre yönelmiş olursa olsun, hiç fark etmez; siyaseti hedefleyen gayrimeşru müdahalelerin her zaman karşısında olacağız. Çok değil bundan 7 sene evvel bugünkü Cumhurbaşkanı ‘çeteler dönemi, mafya dönemi bitmiştir’ demişti, hatırlıyorsunuz. Ama ne oldu? Bugün illegal yapıların suça konu sözlerine kendisi tek kelime edemiyor. Niye edemiyor şöyle bir düşünün. Her konuda açıklama yapıyor. İttifak bozulur kaygısıyla, ortağının suça sahip çıkmasına da ses çıkaramıyor Cumhurbaşkanı. İllegal yapıların siyaseti dizayn etme çabalarına müsaade etmeyiz, edemeyiz. DEVA Partisi olarak bir kez daha sesleniyoruz. Korkma Türkiye. Suç örgütlerinden, illegal yapılardan, ülkemizi 90’lı yıllara döndürmek isteyen bu karanlıktan ‘Korkma Türkiye!’ diyoruz. Bu ülke, tüm bu illegal yapılardan da illegal yapıların arkasına saklanan siyasetçilerden de büyüktür. Unutmasınlar. Bir de bu kişiler ‘yerli ve milli’ söyleminin arkasına saklanıyor. Yerlilik, millilik bu mudur? Suç örgütü yöneticilerine destek vermek midir? Onların insanları apaçık tehdit etmesine göz mü yummaktır, bu mudur? Biz onların bu dar, içe kapalı, toplumu ayrıştıran, kendi içinde kutuplaştıran ve belli kesimleri ötekileştiren milliyetçilik tanımını reddediyoruz. Milliyetçilik, rakip siyasi parti liderlerinin illegal örgütler tarafından tehdit edilmesini alkışlamak değildir. Gerçek milliyetçilik bu ülkedeki herkesin hukuki güvenliğinin sağlanmasıdır. Gerçek milliyetçilik, bu ülkedeki herkesin haklarını savunmaktır. Gerçek milliyetçilik, her bir vatandaşın kendi hak ve özgürlüklerini doyasıya yaşayabileceği bir ortam oluşturmaktır. Gerçek milliyetçilik, bu ülkede yaşayan herkesin başını dik tutmasını sağlamaktır. ‘Yerli ve milli’ kılıfının altında her türlü yanlışı, her türlü hatayı yapıyorlar. Her türlü hukuksuzluğu bu ülkeye dayatıyorlar. Gerçek milliyetçilik, vatandaşının çocuğunun geleceğinden kaygı duymadan başını yastığa koymasını sağlamaktır. Gerçek milliyetçilik, ‘ulusal çıkar’ gibi bahanelerle insanların sağlığıyla, canıyla alay etmek değildir. Gerçek milliyetçilik, gençlerin hayallerini çalmak değildir. Maalesef dostlarım, bugün ülkeyi yönetenler uyguladıkları politikaların başına ‘milli’ gibi ‘yerli’ gibi sıfatlar ekliyor ama yaptıklarının ne millilikle ne de yerlilikle alakası yok. Biz DEVA Partisi olarak, bu ülkenin haysiyetli insanlarına yakışır, eşit, adil, özgür bir ülke inşa etmek için geliyoruz. Biz hazırız, geliyoruz. Kastamonu hazır mı?” diye konuştu.

“EKONOMİYİ BATIRDILAR”

Ekonominin son 20 yılın en kötü döneminde olduğunu söyleyen Babacan, iktidarı şu sözlerle eleştirdi:

“Milletimiz fakirleşiyor. Enflasyon durdurulamıyor. Merkez bankası rezervleri tükendi. Bu memleketin 130 milyar dolardan fazla dövizini, kendi şahsi inatları uğruna çöpe attılar, üstüne bir de 44 milyar dolar borçlandılar. Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası Başkanını değiştirdiler. Ardından Hazine ve Maliye Bakanı ortadan kayboldu. Şaka değil ha, hâlâ nerede olduğunu kimse bilmiyor. Bakan bir anda buharlaştı. Tabii Cumhurbaşkanının yakın akrabası olunca, tek soru sorulamadan ne oldu ne bitti anlaşılmadan kaybolma lüksü de var. Ama biz bunu kabul etmeyiz arkadaşlar. Önce ne oldu partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’de yürürlüğe girdi, uygulanmaya başlandı. Yine aynı günlerde en yakın akraba hazinenin başına getirildi ve iki yılda ülkenin ne halden ne hale geldiğini, esnafımızın nasıl perişan olduğunu, emeklimizin, memurumuzun işçimizin, çalışanlarımızın gelir seviyesinin nasıl kaybolduğunu hep beraber görüyoruz, izliyoruz. Devletin hazinesinin başında duran kişi, bir anda yok olamaz. Kaybolamaz. Ekonomiyi batırdılar, şimdi de bir bakanı ortadan kaybedip bu işi unutturalım diyorlar. Doğmamış çocuklarımıza kadar bu ülkeyi borca neden soktuğunuzu anlatmak zorundasınız. Bakın, iki yılda hazinenin borcu 970 milyardan, 1 trilyon 860 milyara çıktı arkadaşlar, iki yılda. İki yılda ikiye katladı. Partili Cumhurbaşkanı, yakın akraba bakan, ülkeyi düşürdükleri durum bu. İki personel değişimiyle, bakanı ortadan kaybet, Merkez Bankası Başkanını değiştir. Bu ülkeye, bu millete ödettiğiniz bedel ne olacak? Bunu unutacak mıyız? İki yılda bu devletin borcunu ikiye katladığını unutacak mıyız? Bunu mu bekliyorsunuz? Biz bunu unutturmayacağız arkadaşlar, sürekli konuşacağız, sürekli işleyeceğiz. Ta ki çıkıp bunun bir hesabını verene kadar, anlatana kadar. Sayın Erdoğan hep ne diyordu ‘faiz sebep, enflasyon neticedir’ Ne diyordu, ‘enflasyonun anası da babası da faizdir’ diyordu. Peki iki gün önce ne yaptılar? Dünyadaki bütün Merkez Bankaları içerisinde en yüksek faizi uygulayan Merkez Bankalarından birisi şu anda bizim Merkez Bankamız arkadaşlar. Faizler sıfır, eksi bilmem ne, Türkiye’de tam yüzde 15 ödeniyor şu anda. Hani faiz enflasyona sebep oluyordu? Ne oldu? Enflasyon düşük mü?”

“ESNAF, AÇIKLANAN ENFLASYON RAKAMIYLA DALGA GEÇİYOR”

Kongreden önce ilimizde gerçekleştirdiği esnaf ziyaretlerine değinen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bakın buraya gelmeden önce, Kastamonu merkezde şöyle bir esnafımızla selamlaştık, dolaştık. Lokanta sahibi, restoran sahibi arkadaşlardan duyduğum ifade şu; ‘Bir teneke yağ, tam iki katına çıktı fiyatı.’ Enflasyon yüzde 11, yüzde 12 TÜİK öyle açıklıyor. Dalga geçiyorlar inanın. Esnafımız, TÜİK’in açıkladığı yüzde 11, yüzde 12 enflasyonla dalga geçiyor. ‘Kimi aldatacaklar?’ diyorlar, ‘kime anlatacaklar?’ diyorlar. ‘Biz yaşıyoruz, ben aldığım malzemenin fiyatını biliyorum, ödediğim parayı biliyorum.’ Onlar kendi evine artık alışveriş etmiyor olabilir ama vatandaşımız kendi evlerinin alışverişini kendileri yapıyor, onun için enflasyonu gayet iyi biliyor. Kaç tane Merkez Bankası başkanını görevden aldınız, kaç bakana iftiralar attınız. Meydanlarda yuhalattınız. Şimdi neden faizi arttırıyorsunuz? Enflasyon çok düşüktü de enflasyon daha da yükselsin diye mi faiz arttırdınız? Çünkü ne diyordunuz? Yıllardır inatla, ısrarla ‘faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur’ diyordunuz. Yani faizi düşür enflasyon da düşer. O zaman niye düşürmediniz faizi? Bu üçüncü kendi adamları. Bizim ekibimiz ayrıldıktan sonra şu andaki üçüncü Merkez Bankası başkanı koyuyor, bakıyor, olmuyor. Bir de suçu atacak, faturayı kesecek birisi lazım. Başarılı oldu mu kendileri, başarısızlık olduğu zaman hemen bir bürokrat bul, görevden al, ‘İşte bak suç ondaydı’ de, devam et. Bu milletin dövizini, sırf faizi arttırmamak için yaktınız, yok ettiniz de şimdi neden faiz arttırdınız?”

“DÖVİZ REZERVLERİMİZİ ERİTTİLER”

“Merkez Bankası’ndaki döviz rezervlerimizi erittiler. O rezervler bir kişisel inat uğruna harcanacak kadar ucuz muydu? O rezervler, bu milletin alın teriydi. Bu milletin helal kazancıydı. Bir inat uğruna öylece yakılabilir mi, kül edilebilir mi? İki yılda, Partili Cumhurbaşkanı, yakın akraba beraberce yaptılar bu işi. Ama yaktılar, yok ettiler, kül ettiler. ‘Ekonomimiz uçuyor’ diyenlerin bizzat kendileri, ekonomiyi işte böyle şahsi inatları, hırsları uğruna dibe çaktılar. Bir başka önemli problem de israf. Bu devlet kaynaklarının israfı var ya, işte bu ülkeyi bu hale düşürdü. Bakın ben ve arkadaşlarım bıraktığımızda, toplam bütçe açığı bu devletin 24 milyar liraydı, bu yıl ne kadar biliyor musunuz? 239 milyar lira. 10 kat bütçe açığı var bu ülkenin şu anda. Niye? Beceriksizlik, israf ve kötü yönetim. Ağrı’dan, Balıkesir’e, Kırşehir’den Siirt’e, Bartın’dan Mardin’e her gittiğimiz yerde insanlar bize aynı şeyi söylüyor; ‘Gelin, kurtarın bizi’ diyorlar. Bugün Kastamonu’da merkezde dolaşırken, aynı ifade tekrar etti. Hiç fark etmiyor bakın, bugün 25. İl kongremizi yapıyoruz. 25 ilimizin 25’inde de aynı ifadeyi vatandaşlarımızdan duyuyoruz; ‘Gelin, kurtarın bizi.’ Esnafımız bakarken gözü yaşlı bakıyor bize artık. Kolay değil. ‘Bu çaresizlikten, bu yoksulluktan, bu açlıktan, bu beceriksizlerden artık bizi kurtarın’ diyorlar. Aziz milletimiz müsterih olsun; bu kötü yönetim asla kaderimiz değil. DEVA kadroları hazır, umudun kadroları hazır”

“ÖNLEM ALDIK DEMEK İÇİN GENELGE YAYINLADILAR”

Sözlerini pandemiyle sürdüren Babacan, bu konuda da şunları söyledi:

“Biz size önlem alın dediğimizde, milletimize ceza keserek, oradan gelir elde etme gibi bir yöntem önermedik ki. Halkın sağlığı için önlem alın dedik. Ama maalesef arkadaşlar, bugünkü yönetimde böyle bir zihniyet yok. Hangi kararı, nasıl ve neye göre aldıkları da belli değil. Bilim Kurulu var diyorlar. Kurulda toplumun ilgili sivil toplum örgütlerinin temsili sağlanmıyor. Sosyolojik ve siyasal boyutuyla ilgili temsiliyet sağlanmıyor. Daha da garibi arkadaşlar, kurul üyelerinden biri geçen hafta açıkladı: Vaka sayılarını biz de bilmiyoruz. Sırf bu salgınla mücadele etmek için oluşturduğunuz Bilim Kurulu’na, oradaki bilim insanlarından da mı gerçekleri saklıyorsunuz? TÜİK’ten alıştılar ya, verilerle oynamaya, rakamları gizlemeye aynısını hadi sağlıkta yapıyorlar anladık da. Bilim Kurulu’ndan veriler saklanır mı? Sırf bu salgınla mücadele etmek için oluşturduğunuz Bilim Kurulu’na, oradaki bilim insanlarından gerçekleri saklayamazsınız. Çok açık söylüyorum; Koronavirüs salgını, pandemi dönemi bu ülkenin her alanda iflas ettiğini çok acı şekilde bize gösteriyor. Vaka sayısı açıklanmıyor. Kaç kişini her gün bu hastalığa yakalandığı bilgisi kimseyle paylaşılmıyor. Dünyada böyle bir ülke daha yok arkadaşlar. Üzülerek bir kez daha tekrar ediyorum, acil ve etkili tedbirler alınmadıkça daha kötü günler bizi bekliyor. Arkadaşlar; hazineyi boşaltıp, ülkeyi borç batağına soktukları için, pandeminin zararlarını telafi etmek için ekonomik önlem de alamıyorlar. Gelişmiş ülkeler gibi ‘siz yeter ki sağlığınızla ilgilenin’ diyerek hibeler, destekler veremiyorlar. Bildikleri sadece borç vermek. Esnafın zaten borcu var, vergi ödemesi var. Vadeler çok kısa, ilave kredi veriliyor faiz var ve vadeler çok kısa. Bu eski borçların, özellikle küçük işletmeler için eski borçların çok uzun vadeye yayılması lazım. Üstelik ilk 1 yıl, 2 yıl hiç ödeme olmaması lazım. Madem kasayı boşalttınız, bütçeyi sıfırladınız, paranız yok ki destek veremiyorsunuz. Hiç olmazsa şu alacaklarınızı biraz zamana yayın, esnafımız biraz nefes alsın. Türkiye’nin gerçeklerden koptular. Bakın, kongreler yapıyorlar, fotoğrafları görüyorsunuz. Bakalım yarın Kastamonu’daki kongrelerinde izleyeceksiniz nasıl yapıyorlar. Önce bir grup seçkin, aralarında ikişer metre mesafeli, arkada da halk, vatandaş yığılmış, sosyal mesafe sıfır değil eksi çünkü baskıyla birbirlerine sıkışmış duruyorlar. Tam bir sınıfsal ayrımı şu anda iktidar partisi kongrelerinde açık açık görüyorsunuz.”

“KASTAMONU SAHİPSİZ”

“Kastamonu tarih boyunca bu toprakların en güzide şehirlerinden biri oldu” diyerek sözlerini sürdüren Babacan, şöyle konuştu:

“Ama bugün sahipsiz, kimsesiz. Kastamonuda bu kötü yönetimi iliklerine kadar hissediyor. Tosya pirinci, Taşköprü sarımsağı tüm şanına rağmen yanlış politikalar yüzünden ithal ürünlerle mücadele etmek zorunda kalıyor. Artan maliyetler çiftçimizi eziyor. Üreticilerimiz ve ürünlerimiz korunmuyor. Döviz kuru arttıkça girdi fiyatları artıyor. Çiftçilerimizin maliyetleri artıyor, ama ülkeyi yönetenler destek yerine çiftçilerimizi daha çok borçlandırarak kredi batağına sokuyor. Biz DEVA Partisi olarak, çiftçilerimizin gelirlerini öngörülebilir ve istikrarlı kılmayı hedefliyoruz. Tarımda kendi kendimize yetebilmeyi sağlayıp ihracat yaparak çiftçimizi refaha erdirebileceğimizi biliyoruz. Nitelikli tarım faaliyetleri ve verimli meralarda yapılacak hayvancılık ile hem bölgemizin hem de ülkemizin kalkınmasını sağlayacağız. Biz, öncelikle bu bereketli toprakların endemik bitkilerini, hayvan türlerini, balık türlerini tespit ve ıslah etmeyi hedefleyeceğiz. Çiftçi, sanayici ve üniversitenin iş birliği ile tarım ve hayvancılığı teknoloji ile buluşturacağız. Tarımı, hayvancılığı, sebze ve meyve üretimini koruyacağız, destekleyeceğiz, teşvik edeceğiz. Rasyonel, bilime dayanan ekonomi yönetimiyle ve sizlerin desteğiyle Kastamonu’yu ve Kastamonu ürünlerini sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya tanıtacağız. Kastamonu, sanayide de merkezi hükumetten gerekli desteği göremiyor. İnebolu Limanı’nın aktif olarak kullanılamaması nedeniyle mal üretiminde ulaşım sorunu yaşanıyor. Zengin ormanlarına rağmen ormancılıkta da yeterli gelir elde edilemiyor. Orman endüstrisi, tekstil, makine ve metal sanayisinin üretim yapabilmesi ve ürünlerini pazara ulaştırabilmesi için liman önem taşıyor. Yine Kastamonu’nun hem tarihi dokusu hem doğası turizm açısından yeterli seviyede değerlendirilmiyor. İnanç turizmi, deniz turizmi, yayla, kış, kültür turizmi gibi her alanda imkân varken maalesef yeterli destek sağlanmadığından, tanıtım yapılmadığından Kastamonu turizm geliri elde edemiyor. Yine ülkemizin her köşesinde olduğu gibi, maalesef Kastamonu’daki gençlerimiz de umutsuzluk içerisinde. Gençler iş bulamıyor ve bu nedenle şehirlerinden göç ediyor. Biz öncelikle yereli güçlendirmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizde yeni istihdam alanları oluşturarak, gençlerimizin bulundukları yerde gelir elde etmesini, gelişmesini ve ülkemizi kalkındırmasını hedefliyoruz. Bu nedenle sanayi yatırımlarını arttırmak, organik tarım faaliyetlerini desteklemek, tarım liseleri açmak, turizm alanında teşvikler sağlamak, gelişen dijital dünyaya uygun internet altyapısı sağlamak Kastamonu’daki gençlerimize iş imkânı sağlayacaktır. Kastamonu’nun derdi çok. Biliyoruz, dinliyoruz. Kastamonu’nun demokrasiye ihtiyacı var, atılıma ihtiyacı var. Kastamonu’nun DEVA’ya ihtiyacı var. Biz Kastamonu için hazırız.”

Cengiz MUHZİROĞLU