Baharı bekliyoruz

Şâir,“Baharı beklerken ömrüm kış oldu” diye serzenişte bulunsa da eskisi gibi uzun kışlar yaşamıyoruz. Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla ülke genelinde ağır kış yok. Son yıllardaki susuzluk tehlikesi, kışları daha çok özlenir hâle getirdi. Kar yağmazsasadece yağmurla su ihtiyacımızı karşılamak mümkün değil. Her gün barajlardaki su seviyesine ait rakamları gördükçe kaygılanıyoruz. Kullanma suyu bir yana, içecek su bulmakta bile zorlanacağız bundan sonra.

Kış, karsız geçti derken, geçenlerde yağan son kar, hepimizin yüzünü güldürdü. Şehir merkezinde kar görmesek de çevremizdeki köylere ve özellikle sahil tarafına güzel kar yağmış. Bizim kültürümüzde kar bereket olarak kabul edilir. Ne kadar çok kar yağarsa o kadar bereket gelir. Toprak suya doyar; dereler, çaylar gürül gürül çağlar.

Küçüklüğümüzde; “Mart ayı dert ayı” veya“Mart kapıdan baktırır;  kazma, kürek yaktırır” gibi sözleri çok duyduk. Mart ayında hastalıklar ve bunlara bağlı ölümlerartar. Ulaşım zorluğu ve ekonomik nedenlerden dolayı hastahaneyegitmek kolay değildi eskiden. Kazma, kürek de yakılmıyor artık.

Kışa girerken her ailenin kendine göre bir hazırlığı olur. Kış uzar, sert geçer, birikimleryetmez.  Kırsal kesimde, insanların da, hayvanların da yiyecekleritükenmeye başlar.Köy yaşantısındahayvan kıymetlidir.Mal, canın yongasıdır derler.

Geçen Mart ayından beri dünya bir kâbusun içinde debelenip duruyor. Binlerce insan hayata veda etti.  Yüzlerce bilim insanı pandemiye çare arıyor. Aşılar bulundu ama milyarlarca insana yetecek düzeyde değil. Bugün her ülke, önce kendi vatandaşını korumak istiyor, dışarıya aşı vermiyor. O nedenle bizde de sürekli ertelemeler yapılıyor.

Son bir yılımız pek sıkıntılı geçti. İnsanlarımızın sorumsuzluğu, vatandaşlık bilincinin olmayışı salgının yayılmasında en önemli etken oldu. Bu olaydan inşallah gereken dersleri çıkarırız. Atalarımız ne güzel söylemiş, “elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz”. Bu aşı meselesi de böyle; kendimiz üretim yapmadığımız için yabancıya muhtaç olduk. Meşhur sözdür; kurda, sormuşlar,” boynun niye kalın?” O da cevap vermiş; “kendi işimi kendim görürüm”. Kendi kendimize yeterli duruma gelmedikten sonra her zaman başkalarına avuç açarız. Hıfzıssıhha Enstitüsü işlevsiz bırakılırsa sonuç böyle olur.

Mart zor bir ay ama sosyal ve kültürel aktiviteler için bereketli bir ay. Genel bir tarama yaptım. Ayın gündemi,  3 Mart 1924 tarihinde Hilâfetin kaldırılmasıyla başlıyor, ülkemiz için önemli. Hilafet kaldırıldıktan sonra, laiklik ilkesi uygulanmaya başlandı ve böylece çağdaş dünya ile ilişkilerde önemli bir değişim sağlandı.

8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Son yıllarda, kadın kuruluşlarımız tarafından çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Paneller, sempozyumlar yapılıyor, sorunlar gündeme taşınıyor. Atatürk döneminde kadınlara seçme ve seçilme hakları tanınmıştı. Onun ölümünden sonra siyasal alanda kadınlarımız yeteri kadar temsil edilmiyor. Söz gelimi TBMM açılalı yüz yılı geçti ama Kastamonu’dan sadece Hacer Dicle milletvekili seçildi. Diğer illerde de aynı durum söz konusu. Üstelik bazı mesleklerde hâlâ kadınlar geri planda. Bir iki vilayette göstermelik vali ataması yapıldı, gerisi gelmedi. İki partinin son kongrelerinde seçilenlere baktım, kadın sayısı yine çok az.Kadına şiddet ve cinayetler ise ayrı bir mevzu.

12 Mart 1921, İstiklâl Marşımızın kabul edildiği tarih. Millî Marşımız 17 Şubat 1921 tarihinde Ankara’da Sebilürreşat dergisinde yayımlandı. TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Millî Marş olarak kabul edildi.

14 Mart,Tıb Bayramı. Doktorlarımız için önemli bir gün. Hekimlerimiz, her zaman büyük bir özveriyle çalışıyor, şifa dağıtıyor. Ancak son bir yılda görünmeyen düşmana karşı savaş veriyorlar. Allah kolaylık versin; şifa dağıtan bu insanlar, her gün ölümle karşı karşıya. Sadece kendileri değil aile bireyleri de büyük tehlike altında. İnsanlar korkularından hastahaneye gitmekten çekinirken, onlar her gün mesaide. Zaman zaman haksız isnatlara ve saldırılara da uğruyorlar, Allah yardımcıları olsun.

16 Mart, Öğretmen Okullarının kuruluş yıl dönümüydü. Fakülte sistemine geçildikten sonra unutulup gitti. Eski öğretmenler dışında hatırlayan da kalmadı, çok yazık.

18 Mart 1915 Çanakkale zaferimiz. Dünya tarihinin ender savaşlarından biri, gururumuz. Emperyalizme karşı verdiğimiz şanlı bir mücadele. Başta aziz Atatürk olmak üzere, bütün kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.

21 Mart,Nevruz. Bütün Türk Dünyası için çok özel bir gün, bayram. Baharın gelişi büyük bir coşkuyla kutlanıyor. Anadolu’nun birçok yerinde unutulan bu bayram, Orta Doğu ve Asya coğrafyasında asırlardır görkemli şenliklere sahne oluyor. Son yıllarda toplum uyandı ve bu millî gün yeniden canlandı.

Güzel bir rastlantı, 21 Mart, aynı zamanda Dünya Şiir Günü. Kabul edelim ki, bizim insanlarımız eskisi gibi şiir yazmıyor. Yüz kırk yıl önceki Kastamonu gazetelerine bakıyorum, her sayıda mutlaka şiir var, hem de vezinli ve kafiyeli.

21 Mart, Dünya Ormancılık Günü. Su kaynaklarının azaldığı,çölleşmenin başladığı bir zamanda ormancılık faaliyetlerini önemsiyorum. Türkiye orman bakımından fakir bir ülke. Daha çok ağaç dikmek ve mevcutları korumak zorundayız. Her yıl yangınlarla binlerce hektarormanyok oluyor. Bu durum mutlaka önlenmeli. Peygamberimiz kıyamet gününde bile ağaç dikilmesini buyuruyor.

22 Mart,  Birleşmiş Milletlerin aldığı karar gereği, 1993 yılından beri Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Küresel ısınma başlayalı beri suyun değeri arttı. Her akşam meteoroloji bülteni yayımlanırken barajlardaki su miktarı açıklanıyor. İnsanlar, yakın bir gelecekte içecek su bulmakta çok zorlanacaklar.

27 Mart, Dünya Tiyatrolar Günü. İlkçağlardan beri insanlar tiyatroya önem vermiş,  açık hava tiyatroları yapmışlar. Anadolu zengin örneklerle dolu. Bugün Ankara ve İstanbul dışında, tiyatro faaliyetlerinin olduğunu söylemek pek mümkün değil. Tiyatro oynamak, her yönüyle zor bir sanat. Zaman ve emek istiyor. Ayrıca düzgün tiyatro salonları da en az oyun kadar önemli. Söz gelimi Kastamonu’da böyle bir salon yok.

Mart ayının sonu Kütüphaneler Haftası olarak kutlanıyor. Kitabı seven biri olarak içimden yazmak gelmiyor. Ne hazindir ki, kütüphane binamız yıkıldı, yenisi de yapılmadı. Kütüphane ile beraber kitaplar da sürgün hayatı yaşıyor.Eskiden gariban birisi evlenince, “iyi kötü başını becerdi” derlerdi. Belediyenin eski binasına taşınınca, kütüphane için de öyle demek lazım.

Mart’ı uğurluyoruz. Bahar sağlık, huzur ve bereket getirsin ülkemize.

 

 

MUSTAFA ESKİ