Başarabiliriz… Ama değişirsek!

Önce…
Hepimizin başı sağ olsun!
Dün…
Bi kez uyum sağladıktan sonra bir daha hiç değişmeden, dönüşmeden rahatımıza baktığımız hayatlar “sizlere ömür…”
Onunla birlikte…
“Bi lokma bi hırka” şeklinde özetleyebileceğimiz…
Azla yetinmenin marifet sayıldığı…
Kanaatkâr hayat tarzları da “ruhunu teslim etti!”
Günümüzün insanına “huzur yüzü görmek” nasip olmayacak artık.
Geride kalanlara Allah sabır versin!
•••
Tüketimin kutsandığı…
Yüksek katma değerli ürünlerin akıl almaz bir hızla her şeyin önüne geçtiği günleri yaşıyoruz.
“Değişirse değişsin… Biz değişmeyelim!” demenin, diyene de, başkasına da bi faydası yok.
Anakronik bir tavır sergilemenin…
Yani tarihsel olarak zaman şaşırmanın maliyeti yüksek.
•••
Neler oluyor?
Meselâ…
Kerem Deveci…
İstanbul’da metrobüs güzergâhında otobüslerin geliş-gidişleriyle oluşan rüzgârın ortasına rüzgâr türbini kurarak elektrik enerjisi üretmeyi hayâl ediyor…
Yaşadığı pek çok zorluk onu yıldırmıyor.
Ve metrobüs güzergâhına yerleştirmeye başladığı rüzgâr türbinleriyle 20 bin evin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek sistemi adım adım kurmayı hedefliyor…
•••
Meselâ…
Prof. Dr. Arif Demir…
Her gün milyonlarca kez “canım sıkıldı” denilen bi ülkede, tam 22 yıllık bir sabırla…
“Lazer Etkileşimli Plazma Spektroskopisi Sistemi” ile NASA’nın Mars’ın yüzeyindeki kayaçların analizinde kullandığı teknolojiyi üretiyor…
•••
Meselâ…
Japonya hızla yaşlanan bir ülke…
İleri yaştaki insanların akıllı telefonların tüm fonksiyonlarından yeterince yararlanamadığını ve küçük ikonları görmekte zorlandığını gören girişimciler, bu yaş grubuna özel akıllı bir telefon geliştiriyor ve piyasaya sürüyor…
Sonuç…
Çıkar çıkmaz 2 milyon adet satış.
•••
Her gün bunlara benzer sayısız örneğe rastlıyoruz…
Ancak ülkemiz için bi üzüntü kaynağımız var…
Patent sayımız!
Tescilli patent sayısında da…
Patent başvurusunda da gelişmiş ülkelerle aramızdaki makas açılıyor!
•••
Hiçbir şey yokmuş gibi davranmayı sürdüremeyiz!
•••
Bütün bunlar olup biterken Kastamonu ne yapacak?
Aklımız erdiğince…
Dilimiz döndüğünce değerlendirmeye çalışıyor, düşüncelerimizi paylaşıyoruz…
Mevlânâ’nın “Pergel Metaforu”nu kendimize uyarlayalım…
Ve aklımızın bi köşesinde her daim dursun:
Pergelimizin sabit ayağı Kastamonu’da, Türkiye’de olacak…
Hareketli ayağıyla dünyaya açılacağız.
•••
Her biri başka bi tarafa “çekiştiren” cılız projelerle ilerleyemeyiz.
Birilerinin hammadde tedarikçisi olmakla yetinemeyiz.
Önce elimizde, avucumuzda ne varsa kıymetini bileceğiz ve tüm zenginliklerimizi, dünya ölçeğinde kabul gören yeni değerlerle taçlandıracağız.
Nasıl mı?
Durumdan vazife çıkarmasını umduğumuz etkili, yetkili “bi usta”, “Kastamonu Sosyo-Eknomik Master Planı”nın hazırlanması sürecini başlatacak…
Kamu, aksiyoner görev anlayışını özümseyecek…
Üniversite, bilimsel bilgiyi üretip sahaya indirecek…
Ticaret ve sanayi odalarımız sürecin taşıyıcılığını üstlenecek…
Kooperatiflerimiz daha fazla inisiyatif alacak…
Seçilmişler, “Kastamonu’nun hizmetkârı” olduklarının bilinciyle çalışacak…
Sivil toplum kuruluşları atılan adımları halkımızla bütünleştirecek…
Girişimcilerimiz işin kolayına kaçmadan, katma değerli ürün koklayacak…
•••
Uzun lâfın kısası…
Bakış açımızı değiştireceğiz!
“Zamanın ruhu”nu kavrayak…
Tarımdan sanayiye…
Turizmden ticarete…
Planlı, programlı…
İlçe ilçe… Köy köy…
Samimiyetle…
Gayretle…
Senkronize bi iş birliği içinde olacağız.
İhtiyacımız olan şey bu.
•••
Değişirsek başarabiliriz!
Yoksa…
Bolca dedikoduya…
Ve havanda su dövmeye devam!

Mehmet Yücel