Cumhuriyet’e saygı yürüyüşü

CHP tarafından gerçekleştirilen yürüyüş sonunda konuşan Milletvekili Hasan Baltacı, “Cumhuriyet kurulduktan tam 95 yıl sonra kazandıklarımızı harcamış, üzerine borçlanmış durumdayız.  Derin siyasi ve ekonomik bir krizin içindeyiz. Halkın iradesi ve onun temsili olan Meclis saf dışı bırakılmış durumda. Yüzünü Anadolu’dan çevirmiş, Saray’a sıkışmış, halkla bağlarını kopartmış bir iktidarla karşı karşıyayız. Eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma, ekonomiden siyasete her şey iflas etmiş. Adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi kavramları sadece kitaplarda. Cumhuriyet’in bütün kazanımları bir bir tasfiye edildi” diye konuştu.

 

Cumhuriyet Halk Partisi Kastamonu İl Örgütü, Cumhuriyet’in kuruluşunun 95. Yıldönümünde dün Cumhuriyet’e Saygı Yürüyüşü düzenledi. Kışla Parkı’ndan Cumhuriyet Meydanı’na kadar gerçekleşen yürüyüşte Türk bayrakları ve Atatürk posterleri taşındı. Yürüyüşe vatandaşların ilgisi oldukça fazla oldu. Yürüyüş sonunda CHP İl Başkanı Hikmet Erbilgin ve CHP Milletvekili Hasan Baltacı da birer konuşma gerçekleştirdi.

“Egemenliğin kayıtsız, şartsız tek sahibi olan milletimiz, varlığımıza ve bağımsızlığımıza yönelik her türlü tehdit ve saldırılar karşısında tıpkı Cumhuriyeti ilan ederken olduğu gibi bu gün de aynı ruhla, onurlu mücadeleyi verecektir” diyen CHP İl Başkanı Hikmet Erbilgin, “Cumhuriyet evlatları olarak bizler, devrimlerin ışığında, aydınlık ve çağdaş geleceğe taşınarak, Cumhuriyet şehitleri tarafından halkımıza ve bizlere emanet edilen, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan vazgeçilmez sorumluluklarımızın farkındayız. Ülkemize ve halkımıza karşı yapılan ihanetler, karşımıza çıkarılan engeller ne kadar büyük olursa olsun, halkımıza olan inancımız ve Cumhuriyete olan bağlılığımızdan aldığımız güçle, birlik ve beraberliğimizden asla taviz vermeden güçlükleri teker teker aşacağız” dedi.

CHP Milletvekili Hasan Baltacı ise konuşmasında Cumhuriyet kazanımlarının günümüzde tek tek yok edildiğini söyledi.

Milletvekili Baltacı, “Cumhuriyet ilanıyla çağdaş ve uygar nesiller yetiştirmek için laik ve bilimsel eğitimin okutulduğu okullar açtık. Köy enstitüleri kurulduk. Bilim insanları, aydınlar, sanatçılar doktorlar, mühendisler, öğretmenler yetiştirdik. Tarımda kalkınma hamleleri başlattık. Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olduğumuz günlerin tohumlarını o zaman attık. Cumhuriyet devrimleri ile ülkenin dört bir yanına fabrikalar kurduk. Bu fabrikaları demir ağlarla birbirine bağladık. Uçak fabrikasından, çimento fabrikasına, kağıttan, fişek fabrikasına kadar 15 yılda 50 fabrika kurduk. Gariban Anadolu halkının sırtına sarılan borç ödenip, kalkındık. Fakat bugün, tam 95 yıl sonra kazandıklarımızı harcamış, üzerine borçlanmış durumdayız.  Derin siyasi ve ekonomik bir krizin içindeyiz. Halkın iradesi ve onun temsili olan meclis saf dışı bırakılmış durumda. Yüzünü Anadolu’dan çevirmiş, saraya sıkışmış, halkla bağlarını kopartmış, bir iktidarla karşı karşıyayız. Eğitimden sağlığa, sanayiden, tarıma, ekonomiden siyasete her şey iflas etmiş! Adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi kavramları sadece kitaplarda! Cumhuriyetin bütün kazanımları bir bir tasfiye edildi!” diye konuştu.

Cumhuriyet ve kazanımlarına sahip çıkmanın geleceğe sahip çıkmak olduğunu da söyleyen Milletvekili Hasan Baltacı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet birikimlerini rant için özelleştirdiler, talan ettiler. SEKA’yı özelleştirdiler şimdi kağıda muhtacız. Şeker fabrikalarını sattılar, Arabistan’dan şeker ithal ediyoruz. Uçak fabrikamız vardı, şimdi Amerika’dan uçak siparişi veriyoruz. Samandan buğdaya, fasulyeye kadar ithal ediyoruz. Borç batağına saplanmış durumdayız. Kendimiz üretemiyoruz. Kapı kapı dolaşıp, el açıp, borç para arıyoruz. Bizi yönetmesi için yabancı şirketlerle anlaşıyoruz. Ama onların keyfi yerinde!  Sarayların da, gökteki uçan saraylarında, lüks makam araçlarında hallerinden memnunlar. Saray’da Ejder Meyveli Smoothi, Zencefilli Somonlu Suşi yiyorlar. Faturasını da halka kesiyorlar. Halkın çocuğu soğuktan donarak ölüyor, şehit oluyor önemsemiyorlar. Bir baba çocuğuna pantolon alamadığı için, bir öğretmen atanamadığı için intihar ediyor umursamıyorlar. Kastamonu’dan okul harçlığını kazanmak için 3. Havalimanına çalışmaya giden ve haksız yere tutuklanan öğrenci kardeşimiz Mustafa’yı umursamıyorlar. Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik. Şimdi kalkınmamızın temel taşlarından olan tarımda ve hayvancılıkta halimiz içler acısı. Cumhuriyet sayesinde yüzlerce aydın, fikir adamı, bilim insanı yetiştirmiştik. Şimdi halkın çocuklarından yazarlar, aydınlar, sanatçılar, bilim insanları çıksın istemedikleri için eğitimi tasfiye ediyorlar. Eğitimde kaç bakan, kaç eğitim sistemi değiştirdiler sayamıyoruz. Geleceğimizi yok ettiler. Bırakalım çocukları veliler perişan ettiler. Bedava diye övündükleri okul kitapları kullanılmıyor. Yardımcı kaynaklara oluk oluk para ödeniyor. Aileler kırtasiye masraflarına yetişemiyor. Aileler çocuklarını arka sokağındaki okula gönderemiyor, evlerini taşımak zorunda kalıyor. Kimseye sormadan ve bilime aykırı 4+4+4 sitemini getirdiler. Hedefleri tercih edilmeyen İmam hatiplerin önünü açarak kindar ve dindar nesiller yetiştirmekti. Eğitimi bir cemaatten alıp başka cemaate teslim ediyorlar. Tekke ve medreselerin merdiven altı olarak işletilmesine göz yumuyorlar. Okulları nitelikli- niteliksiz diye bölüyorlar. Öğretmenlerin atamalarını yapmak yerine ücretli köleye dönüştürüyorlar. Şimdi krizin faturasını gene çocuklara kesip bütçesinden çalıyorlar. Tabi onca zorlamaya rağmen öğrenci bulamadıkları din öğretimi hariç. 2017 yılında 3.4 milyar liralık bütçeyi aşarak 6.2 milyar harcayan Din Eğitim Müdürlüğü’ne, 2018 için 6.6 milyar ödenek ayrıldı. 2019 yılı için teklif edilen bütçe, rekor kırarak 8.7 milyar liraya çıktı. Önümüzdeki yıllar içinde tahmin edilen bütçe ise 10 milyar lirayı aştı. Yani 3 yılda tam 3 kat arttı. Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tek adama bağladılar. Bir kişi istediğini tutuklatabiliyor. Mahkemeye de açıkça direktif verebiliyor. Bunu en son Brunson krizinde çok net gördük. Bu haftada Danıştay’ın öğrenci andı kararına tepki gösteriyor, yargıyı tehdit ediyor. Sayıştay’a görev yaptırmıyor, Anayasa’ya resmen karşı geliyorlar. İktidara vesayeti bitireceğiz diye gelmişlerdi. Şimdi tarımda Rusya’nın vesayetindeyiz.  Tohumda İsrail’in vesayetindeyiz. Ekonomi de damadın vesayetindeyiz. Eğitim de diyanetin vesayetindeyiz. Bürokraside her yıl bütçeden milyonlarca lira ödenen Cumhurbaşkanı danışmanlarının vesayetindeyiz. Yargıda sarayın, dış politikada emperyalistlerin vesayetindeyiz. Her gün ama her gün bizi biz yapan tüm değerlerimiz unutturuluyor. Bütün ortak değerlerimiz bir bir yok ediliyor. Sarayın ve AKP’nin son 16 yıldır Türkiye’de izlediği yol kutuplaştırma. Bizi birbirimize düşman etme. Bu zihniyet ayrışmamıza, aramızdaki dostluk bağlarının kopmasına neden oluyor. Türkiye’nin politik anlamda yalnızlaşmasına neden oluyor. Acı ve gözyaşlarıyla beslenen AKP zihniyeti, birlikle yaşama gayemizi açıkça hedef alıyor. AKP’nin kendisini büyütmek için uyguladığı ötekileştirme ve kendinden olmayanı yok etme politikası, bizi çatışmaya ve kaosa sürüklüyor.

AKP dış politikada da bizi yalnızlaştırmış ve Ortadoğu çukuruna itmiştir. Garibanın çocuğunu savaşa sürükleyen zihniyet, kendi çocuklarını cephenin uzağında tutuyor. Savaşın faturasını garibana kesiyorlar. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik, Suriye’de ölen askerlerimizi sayıdan ibaret görüyor. Şehitlerimize “ihalelerde büyük pastayı Türk müteahhitler alacak”  diye teşekkür ediyor. Bu coğrafyada akan kanın ve gözyaşının sorumlusu İŞİD den ‘’öfkeli çocuklar’’ diye bahseden, gözünü sadece para bürümüş BOP’un eş başkanları ve iş birlikçileridir.

Eşitliğe, özgürlüğe, adalete ve demokrasiye dair temel kazanımlar her gün biraz daha yok ediliyor. Bütün dünyaya barış dolu gelecek hayali olan bizler, bu duruma sessiz kalmayacağız. Dünya barışının umudunu, ne pahasına olursa olsun büyüteceğiz. Tüm halkların eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kendi ellerimizle biz kuracağız.

Çaresiz değiliz, başarabiliriz. Cumhuriyet’in devrimci ruhu Anadolu’da halen içten içe yanıyor. Bu ülke bağımsızlığını saraylar yaparak, toplumu bölerek, arkadaşı arkadaşa düşman ederek kazanmadı. Bu ülke bağımsızlığını, birbirine güvenerek, inanarak kazandı. Laik, bilimsel, çağdaş ve fırsat eşitliği yaratan okullar inşa ederek kazandı. Fabrikalar kurarak kazandık. Şimdi yeni bir zafere ihtiyacımız var. Bunu başarabiliriz. Şimdi yeniden birlikte yaşamanın yollarını bulmalıyız. Saraya ve saray takımına boyun eğerek, borçlarını ödeyerek değil, üreterek, dayanışma içinde ve birbirimize güvenerek yeni bir zaferi ilan edebiliriz. Çözüm, Cumhuriyet ve demokraside! Çözüm Cumhuriyet’in kazanımlarını daha ileriye taşımayı amaçlayan toplumsal düzenin kurulmasındadır. Kaybettiklerimizi geri alacağız. Bu bizim çocuklarımıza borcumuzdur.

Özgürlük ve bağımsızlık karakteri olmuş, Cumhuriyetimize kalben bağlı yurttaşlarımız kalıcı huzura; demokrasi, adalet ve huzur talebiyle ulaşacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle 95. yaşını kutladığımız Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve yol arkadaşlarını rahmetle anıyorum. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyor, tüm yurttaşlarımızın ve hemşerilerimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.”