Eleştiri…

55

Bir yeri bir konuyu herhangi bir durumu eleştirirken, yazılan eleştiri yazıları okuyucular tarafından algılanır ve iyi ya da kötü yararlanma imkanı verir.

Şayet bu eleştirilerde hep bir kötüleme hep karamsarlık varsa ve hiçbir bir zaman iyiyi görme gibi bir durum yoksa işte o zaman eleştiri yapıcı olma yerine yıkıcı olmaya doğru gider ve hiç bir şey kazandırmaz.

Öncelikle eleştiride ön yargı olmaz yapılan değerlendirmeler mümkün olduğunca objektif yapılır.

Ama alışmışız bir kere her konuda ihtisaslaşmış olarak görüyoruz kendimizi ve her şeyi eleştirmeyi hak görüyoruz kendimizde; haklı da olsak haksız da eleştirmek içimize işlemiş, iyi yapılan şeyleri görmemek gibi de bir tavukkarası inmiş sanki gözlerimize.

Hiç mi iyi şeyler yapılmıyor bu memlekette? Sosyal medyada olsun, diğer yerlerde olsun bu memlekette yapılan iyi şeyleri bu kadar görmemezlikten gelmek sadece yöremize zarar veriyor. Eleştirelim, ancak bir ürünü satabilmemiz eleştirmekten geçmiyor, aksine allayıp pullayıp insanlara tanıtmamız gerekiyor. Hangi konudan mı bahsediyorum tabii ki benim alanım turizmden.

Başka Kastamonu yok, bu böyle biline.

Bir hikaye okumuştum;

Bir zamanlar çok büyük bir ressam varmış ve eserleri herkes tarafından beğenilirmiş. Bu büyük ustaya “renklerin ustası” denilirmiş. Çalışkanlığı, yorumları ve konulara kendini vermesi ondan sonra gelenlere örnek olmuş. Bir sanat okulu açmış ve öğrencilerine sanatın inceliklerini öğretmeye başlamış. Kendince de öğrenci değerlendirme yöntemi geliştirmiş, öğretmeye başlamış. Bu çalışma yöntemi dünyada eşi olmayan bir yöntemmiş.

Okuldaki öğrencilerinden biri çok yetenekli olduğu kadar biraz da aceleciymiş. Hocası öğrencisinden çok memnunmuş. Öğrenci çok övgü ve teşvik almaktan dolayı merakla hocasının onu artık bir ressam olarak ilan edeceği günü bekliyormuş. Birgün çok kibar bir şekilde hocasına bitirme sınavını ne zaman alacağını sormuş.

Hocası gülümsemiş ve öğrencisine “Sen benim gelecek vaat eden öğrencilerimden birisin çok kısa sürede sanatın inceliklerini öğrendin sanırım şimdi bitirme sınavının zamanı geldi” demiş.

Öğrencisi”Sınav konusunun ne olduğunu söylermisiniz?

Hocası “ Bir resim yapmanı istiyorum. Bu senin en iyi resmin olmalı ve herkes hayran kalmalı şimdi acele etme ve hayatının şahaserini yap” demiş.

Öğrenci gece gündüz çalışarak en güzel resmini yapmış ve hocasına getirmiş.

Hocası “Şimdi bu resmi, şehrin meydanında halkın beğenisine sun. Resmin altına da büyük ve koyu harflerle “Bu resmin, halkın değerlendirmesi için oraya konulduğunu ve resimdeki hataların izleyenler tarafından, resmin üzerine bir “X” çizerek belirtilmesini rica ettiğini yaz” demiş.

Öğrenci, hocasının dediklerini yapmış ve resmini şehrin en merkezi yerine koymuş, birkaç gün sonra hocası gidip resmi getirmesini söylemiş.

Öğrenci resmin oraya giderken çok heyecanlıymış ancak oraya vardığında çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Tüm resim baştan aşağıya “X” işaretleriyle doluymuş. Büyük hayal kırıklığı ile resmi hocasına göstermiş.

Hocası “Asla umutsuzluğa kapılma ve yeniden resim yap” demiş.

Öğrenci yeni bir sanat eseri daha yapmış, hocası da daha önce söylediği yapması gereken şeyleri tekrarlamış ancak bir değişiklik yaparak. Bu kez resmin yanına boya ve fırça koymasını da söylemiş. Bu sefer resmin altına “izleyicilerin hatalarını bulmasını ve resmin yanında bulunan malzemeleri kullanarak düzeltmelerini rica etmiş. Birkaç gün sonra resmi almaya gittiğinde hiçbir işaret ve düzeltme olmadığını görmüş ve hocasına resmi gösterirken çok mutlu olmuş ve kendine güveni gelmiş.

Hocası “Bugün öğrendiğin bu dersle birlikte eğitimin tamamlandı.” demiş ve devam etmiş. “İlk resmini “X” lerle doldurdular çünkü onları engelleyecek hiçbir riski yoktu. Çoğunun herhangi bir bilgisi ve yeteneği de yoktu ama onlara sunulan bu fırsatı memnuniyetle değerlendirdiler ama aynı insanlar, hataları bulup düzeltmeleri istendiğinde bunu yapmadılar. Çünkü Bir şeyi eleştirmek kolaydır, önemli ve zor olan daha iyiyi daha da iyisini yapabilmektir”

Şimdi bu hikayeden çıkaracağımız kıssadan hisse nedir?

“Anlayana sivrisinek saz” olsa gerek.

BÜLEND ÇADIRCIOĞLU

PAYLAŞ