Geçmişin güzellikleri

Osmanlı tarihi üzerinde geniş araştırmaların sahibi İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 1921-1922 yıllarında Kastamonu Lisesi’nde tarih öğretmenliği yapmış değerli bir insan. Burada 70 dolayında makale yazmış; 30’u Kastamonulu meşhur adamlarla ilgili, diğerleri genel konular üzerine. Ayrıca 52 şiir yazmış, mizahî olanlar çoğunlukta. Doğu adıyla dergi de çıkarmış. 1922’de ilin tarih, coğrafya, ekonomi ve sosyolojisini araştırmak için İlim Derneği kurulmuş; hem kurucu hem de tüzüğü hazırlayanlar arasında.

Çevre gezileri yapmış; Devrekâni, Taşköprü, Boyabat, Sinop’a gitmiş. İzlenimlerini mektupla bildirmiş; Açıksöz gazetesi de bunları yayınlamış. O günleri anlatması bakımından ilginç bilgiler içeriyor. Taşköprü izlenimlerini önceki yıllarda yazmıştık.

Buradan Balıkesir Lisesi’ne atanmış; Kastamonu’yu ve dostlarını hiç unutmamış. Aşağıdaki yazıda Kastamonu’ya gelişini anlatıyor.

16 Temmuz 1921 günü Kütahya’dan ayrılmış, Ankara’ya gelmiş. Önce Trabzon Lisesi’ne tayin etmişler ama ne sebeptir bilinmez, ‘şimdilik Kastamonu’ya git’ demişler. Temmuz sonlarında iki arkadaş 240 liraya at arabası tutmuşlar. O günün parasıyla fena değil. Ankara’dan iki günde Çankırı’ya gelmişler. Oysa şimdi sadece iki saat. Yolda insanlar önlerine çıkmış, bilgi istemiş; sohbet etmişler. Bazıları mücadelenin aleyhinde konuşmuş; ‘düşman Anakara’ya girdi’ demiş. Demek ki köylülerin kafası karışık. Kritik zamanlarda dedikodu yapılır, fısıltı gazetesi çoğu kez olumsuz haberler yayar, moral bozar; buna dikkat etmeliyiz. Atalarımız ” kurt dumanlı havayı sever” veya” su uyurt düşman uyumaz” demiş.. Hasatla meşgul olan köylüler ağlaşarak haber soruyor. İnsanların içi yanıyor, çaresizler. Sağlıklı haber almak çok önemli. Uzunçarşılı karşılandığı yerlerde insanları aydınlatıcı konuşmalar yapmış, moral vermiş.

Çankırı’dan Kastamonu’ya kaç günde geldiğini yazmamış ama kesin iki gün demek lazım. Nihayet 29 Temmuz 1921 günü Kastamonu’ya gelmiş; öğle ile ikindi arası bir zaman. İlk kez Kastamonu’ya gelen bir yabancının izlenimleri önemlidir. Sonrasını onun kaleminden okuyalım:

“Temmuzun 29. Cuma günü alafranga saat ikide yukarıdan Kastamonu’yu gördük. Bizden önde gitmekte olan Ağaoğlu Ahmet Bey’in sakatlanmış arabasını geçerek uzun bir çay boyundan şehre girdik. Ertesi sabah erkenden Kastamonu kasabasını gördüm. Şehir ilk anda insanda iyi bir intiba bırakmıyor. Vadide sıkışmış bir kasaba görülüyor. Hakikaten vaziyeti böyle. Fakat zaman geçtikçe bu zâhirî vaziyeti unutuyor. Memleketin ruhuna vukuf, samimiyetine itimat ilk tesiri muhabbete inkılap ettiriyor. O kadar ki mütehassirane yâdı gözleri yaşartıyor.

“Kastamonu’yu bilmeyenler onun ruhundaki inceliği, asaleti bilmedikleri gibi, zâhire itibar ettikleri için hataya düşüyorlardır. Kastamonu misafirperver. Bu mûnis memleket halkı yeni misafiriyle derhal alâkadar olmuşlardı. Aradan bir ay geçmeden bütün esbâb-ı istirahatimiz temin edilmiştir. Vefakâr ve kadirşinas arkadaşlarımız hiç yalnız bırakmadılar. Kendilerine samimi arkadaş bildiler. Millî inkılâpta Kastamonu ve civarı efkârını tenvir eden bu ve Yunus Nâdi Bey’in Yeni Gün’e yazdıkları gibi, fedakâr iki Türk gencinin çıkarmakta olduğu Açıksöz gazetesi mecmu’ idi. Ben büyük kalbli insanlar yanında hicret elemlerini unutmuştum.

“Bizden sonra Kastamonu’ya kırk nüfus kadar muhacir geldi. Kastamonu hemen hiçbir memlekette görülmeyecek derecede yüksek ve ulvî bir şefkatle mal ve yurdundan uzak düşmüş bağrı yaralı misafirlerinin derhal imdadına koşmuştu. Muhacirlere yardım olmak üzere yalnız merkezden, bir hafta zarfında sekiz bin küsur lira para toplandı. Bu fedakârlık vatanı için yüreği çarpan Kastamonuluların memleketini terk etmiş kardeşlerine ilk yardımları idi.

“Kastamonu istiklâl mücadelesini benimsemişti. O, Türk’ün zaferi için evinin kapılarını misafirlerine, kesesinin ağzını, ambarının kapağını hükûmetin emrinde bulunduruyordu. İnebolu’dan Küre’ye, Koçhisar’a kadar kağnı arabasından başka, sırtında cephane sandıkları taşıyan bu öz Türk elinin kadınlarıydı.

“Türk felâketzede kardeşlerini sinesine basmasını bildiği gibi, harimine kadar sokulanların beynini patlatmasını da biliyordu. İşte kuvvetiyle, parasıyla, inkılâba sadâkatıyla ve nihayet canıyla zaferin temininde mühim âmil olan halk, bu yurdun asîl ve necip Türk’ü idi. Ben onların sine-i hamiyetinde yaşadığım günleri düşünürken, takdir ve takdirden âciz olduğum şükran borcumu göz yaşlarımla ödemek istiyorum.”.

Açıksöz gazetesi Uzunçarşılı’nın bu mektubunu 15 Haziran 1925 günkü sayısında yayınlamış. Bu ve benzeri yazılarda Kastamonu’nun geçmişini görüyoruz. Şehrin sosyo kültürel yapısı ortada. Gelip geçen, burada bir müddet yaşayan yabancı insanların izlenimleri her zaman değerlidir. Uzunçarlışı bunlardan biri. Ne de olsa halkı tanıyacak kadar burada kalmış. Eğitimci olduğu için çevreyle kaynaşmış.

Bu yazıları niye yazıyoruz? Yeni nesiller okusun, yakın geçmişin beşerî ilişkilerini, erdemini, güzelliklerini öğrensin; mâzisiyle övünsün, gurur duysun. Şehre gelen yabancıların nasıl karşılandığını, gösterilen misafirperverliği, halkın millî konularda ne kadar hassas ve yardımsever davrandığını bilsin, anlasın. Şimdi bu şehirde yaşayanlar, özellikle gençler; geçmişteki fazilet örneklerini okusun, günümüzle kıyaslasın. Bugün şehrimizin insan profili hızla değişiyor; değişik yerlerden memur, iş adamı, öğrenci geliyor. Bildiğimiz mahalleler, komşular artık yok. Dayanışma kültürümüzle beraber eski Kastamonu ne yazık ki kayboluyor, değerlerimiz her geçen gün biraz daha eriyor. Gideni geri getiremeyiz; ancak geçmişte yaşanan güzellikleri günümüz insanlarına anlatmak da boynumuzun borcu.