İhtiras üzerine düşünceler

Günlük konuşma dilinde ihtiras, muhteris gibi sözcükleri sıkça kullanırız.  İhtiras kelimesi, eski sözlükte iki şekilde karşımıza çıkar. Birinin son harfi sin ile diğeri sad ile biter; anlamları da farklıdır. Sonu sin harfi ile biten ihtiras kelimesinin anlamı sakınan, korunan demektir. Sad ile biten ihtiras sözcüğü ise hırs, şiddetli arzu, aşırı heves anlamındadır. Sonu sin ve sad harfleriyle biten muhteris kelimesi de yukarıdakilere benzer anlamlar içerir.

Bugün, sonu sad ile biten ihtiras ve muhteris kelimeleri üzerinde biraz durmak istiyorum. İhtiras sözünde biraz da inat vardır. Arzu edilen şeyi ne pahasına olursa olsun elde etmek duygusu hâkimdir bireyde. İnsan hırslı bir varlık olduğu için din adamları, filozoflar zaman zaman bu konuya dikkat çekmiş, uyarıda bulunmuşlar. Söz gelimi Hazret-i Mevlâna diyor ki, “hırs, insanı kör ve ahmak eder; bilgisiz hâle sokar da ölümü kolaylaştırır”.  Fizikçi Newton, “Demiri pas, insanı hırs bitirir. İnsanlar iyilikten çok, hırsı düşündükleri için yalnız kalırlar”diyor. Buna benzer çok fazla örnekler bulabiliriz. Bütün bu söylemlerin ortak noktası, hırsın iyi bir şey olmadığını bize öğretiyor.

İki günümüz elbette birbirine denk olmamalı; çalışmalı, üretmeli, kazanmalıyız. Ancak bunu yaparken hırs etmek, ne pahasına olursa olsun kazanmak düşünülmemeli. Yetinme, şükür duygumuz çok zayıf. İhtiraslı yani muhteris insanın egosu yüksek olur, kendinden başkasını asla düşünmez. Bu tür kişiler çevrelerinde sevilmez, yalnız yaşamaya mahkûmdur. Toplumsal hayat, birlikte hareket etmeyi, karşılıklı haklara saygı göstermeyi gerektirir. Kazanmak önemlidir ama yalnız kalmak insan için büyük felâkettir, hatta ölümdür.

İhtiraslı hareket, ticaret hayatında rekabet olarak karşımıza çıkıyor. Ne olursa olsun rakibi ortadan kaldırmak ve uğraştığı alanda tek kalmak isteyen iş insanları çok. Rekabet, kendi kuralları içinde ve sadece kalite noktasında yapılırsa meşru ve güzeldir. Yoksa rakibi ortadan kaldırmak ahlâken de doğru değildir.

İhtiras sadece ticaret yaşamında karşımıza çıkmaz. İnsanlar bazı makam ve mevkilere ulaşmak için de ihtiraslı hareket eder. Yükselirken birilerinin önüne geçmek, hakkını yemek, çelme takmak hiç önemli değildir bazı kimseler için. Mühim olan,işin ehli olmaktır ki, biz buna liyakat diyoruz. Günümüzde İslâmî söylemlere sık sık vurgu yapılıyor. Kur’an’da, Nisâ  Sûresi’nin 58. Âyetinde emanetin ehil olanlara verilmesi emir buyuruluyor. İslâm dünyasında liyakat esas alınsaydı bugünkü vaziyet olmazdı her halde.Çağdaş dünya ile temel ayrılık buradabaşlıyor.

İhtiraslı insan, bir makama gelmek veya bir şeyi elde etmek için her yola başvurur. Hedef koymak, ona yürümek elbette önemlidir. Ancak bunun akıl ve bilim çerçevesi dâhilinde yürümesi gerekir, aksi halde bedeli ağır olur. Bedel, bireysel olarak ödenirse mesele yok; kişi “kendim ettim, kendim buldum” diyebilir. Ancak lider konumundakilerin hatasını toplum ödemek zorundadır. Sözgelimi Napolyon’un Rusya seferinin mantıklı bir tarafı yoktur. Keza Mussolini ve Hitler gibi diktatörlerin hedefleri de akılcı değildir. Stalin’in hırsı milyonlarca insanın canına mal oldu; insanlar evsiz, yurtsuz kaldı.

Çok uzaklara gitmeye gerek yok; yüz yıllık yakın tarihimizde, makam veya mevki elde etmek için nice ihtiraslı insanlar gördük. Bu şekilde bir mevkie gelenler, menfaatleri bozulduğunda her türlü çirkinliği yapmaktan  geri kalmazlar. İhtiras ile ihanet kelimeleribirbiriyleiltisaklı yani bağlantılıdır.

İhtiras konusu olunca, şehrimizin bilge kişilerinden rahmetli HasipYılanlıoğlu’nu anmadan geçemem. HasipBey Amca sıradan bir insan değildi.  Yol, su, câmi, çeşme, minare yapımı gibi hayır işlerinden tutun, siyasal partilere, delegelere, seçimlere varıncaya kadar her şeyle ilgilenirdi. Bilgiliydi, tecrübe sahibiydi, toplumsal akılla hareket ederdi. Zaman zaman bir araya gelir, uzun uzun sohbet ederdik. Yaşadıklarını, tecrübelerini anlatırdı. Ben, onun konuşmalarından çok yararlandım. Yaşça bizlerden çok büyüktü. Üstelik Cumhuriyet dönemindeki Kastamonu’yu çok iyi biliyordu. Görmüş, geçirmiş bir insandı. Benim nazarımda,  Kastamonu’nun gerçek mânâda “ak sakallısı”, bilge bir kişiydi. Keşke şu ortamda onun gibi biri olsa da, fikirlerinden yararlansak. Eminim ki, şehrimizin buna çok ihtiyacı var. Deneyim sahibi, eşraf denilen bir nesil kayboldu gitti, yerleri de maalesef doldurulamadı. Onun söylediği iki söz bizim açımızdan çok önemlidir. Birini bugün paylaşayım, diğerini de uygun bir ortam olursa başka bir vesile ile gündeme getiririz.

İhtiraslı adamlar makam, mevki peşinde çok koşar. Aynı şekilde siyasette de bu kural geçerlidir. Özellikle bürokratlar, bir üst makama geçmek veya siyasal partilerde görev almak ister. Hatta bazıları milletvekili olmak arzusuyla yanıp tutuşur.  Her kişinin üstünde bir başka kişi daha vardır. İhtiraslı insanlar kullanılmaya açıktır. O nedenle bazı yapılmaması gereken işlere aracılık eder, yani kendini kullandırır. HasipBey Amca bunlar için şöyle bir tanımlama yapardı: “Politikacılar, kişinin ihtiraslı olduğunu anlarsa, kulağının arkasına bir lokum şekeri koyar, diliyle yalatmaya çalışır.”

Kulak arkasına konmuş bir lokum dille yalanır mı? Mantıklı düşününce elbette mümkün değil.  Bu sözde ince bir hiciv de vardır. Gerçekleşmeyeceğini bildiği halde lokum yalamaya çalışmak boş bir çabadır. Bir gün yine bir sohbet sırasında, “HasipBey Amca, lokum, şayet Hacıbekir’den olursa ne olur?“ diye sormuştum.Rahmetli  gevrek gevrek gülmüş, “onu cevabını da sen düşün.” demişti.

Yazının sonuna geldik, bu haftayaihtirasla girdik.Ancak siz aklın yolundan ayrılmayın. Bu vesileyleHasipBey Amca’yı rahmet diliyorum, mekânı Cennet olsun; aranıyor bu insanlar.

 

 

MUSTAFA ESKİ