Kastamonu’da akademik hayatın başlaması

Târihe not düşmek gerekiyor bazen. Zira yaşanılan olaylar zamanla unutulup gidiyor. Ne bileni, ne de hatırlayanı kalıyor. Kastamonu’daakademik hayat 29 Kasım 1982 günü başladı. Bu tarih, ilimiz açısındançok önemlidir, bilinmesini istiyorum.

Eğitim Yüksekokulu ve onun devamı olan Eğitim Fakültesi; fizikî imkânlar,  personel, öğretim üyesi ve yönetici bakımından, diğer yüksekokul ve fakültelerinkuruluşuna önemli ölçüde yardımcı olmuştur. Bir anlamda  “kurucu fakülte” göreviniüstlenmiştir. Diğer bir ifade ile hiç tereddütsüz üniversitenin omurgasıdır.

1975 yılında açılan İlimiz Eğitim Enstitüsü, 20 Temmuz 1982 tarihinde yayımlanan 41 Sayılı KHK gereğince Gazi Eğitim Fakültesi’ne, dolayısıyla Gazi Üniversitesi’ne bağlandı. Gerekli hazırlıkların yapılabilmesi için o yıl eğitim- öğretime biraz gecikmeli olarak 29 Kasım günü başlandı. O gün Gazi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Arık, beraberinde dekan yardımcısı Doç. Dr. Reşat Genç ile birlikte Kastamonu’ya geldi, okulun açılış törenine katıldı, çok anlamlı bir konuşma yaptı. Bana göre şehrimizde akademik hayat bu konuşmayla başladı.

O günkü törene Vali Yardımcısı Orhan Kırlı(vali il dışındaydı), Garnizon Komutanı, Cumhuriyet Başsavcısı, protokole mensup diğer kişiler, öğretim görevlileri ve öğrencilerimiz katıldı.  Aradan 38 yıl geçti,hatırlatmakta yarar var diye düşündüm. Ben o gün uzun bir konuşma yaptım, okul hakkında bilgi verdim. Okulun kapatılma kararı sürecinde yaşadığımız üzüntüleri anlattım ve bir yerde şunu söyledim: “Bugün misafir dekanlarımızın himayelerinde yapılan açılış törenlerini, inşaallah çok yakın bir gelecekte ev sahibi dekanlarımızla, ev sahibi rektörlerimizle yapacağız.”

Prof. Dr. Rüçhan Arık’ın konuşması, bana göre, üniversitemizdeki ilk akademik derstir. Bundan dolayı şehrimizde akademik hayatın başlangıcını hep 29 Kasım 1982 olarak düşünürüm. 29 Kasım, Sayın Arık’ın dediği gibi, gerçekten kutsal bir gündür. O gün, eğitimin önemi yanında, insanlığın geleceği ile ilgi çok önemli konulara da değinmiş ve şunları söylemiştir:

“Sayın vali muavini, sayın komutan ve değerli konuklar, değerli yönetici, eğitici arkadaşlarım, sevgili öğrenciler.

Bu kadar heyecanımı sanıyorum anlayabiliyorsunuz. Gerçekten burada, sizin aranızda olmak ve bu kutsal günde bulunmak benim için büyük bir zevk, şevktir.

Adını Atamızın en kutlu zaferi ile kazandığı unvânından alan Gazi Üniversitemizin bir parçası olarak yeni bir hamle dönemini başlatırken, aranızda olmaktan büyük mutluluk duymaktayım.

Bu okulumuzun bunalıma yer vermeyen nâdir irfan ocaklarımızdan bir olduğunu öğrenmek duyduğum mutluluğu artırmakta, sevince dönüştürmektedir.

Böyle bir günde sizlere yalnız sevinçli sözler söylemek isterdim. Fakat aklım devamlı olarak şu noktaya takılmaktadır. Dünyanın insan sayısı arttıkça nimetler herkese yetmez olmuştur.Bu yüzden milletler bir yandan devamlı barış dileği ile çırpınırken, bir yandan da nimetlerden en çok payı alıp sıkıntıyı başkalarına yüklemenin yollarını aramaktadır. Bu da milletler arasında her alanda ve her anlamda savaşırcasına bir yarışa, kıyasıya bir mücadeleye yol açmaktadır. Türk Milleti de ister istemez bu yarışın, bu mücadelenin içindedir.

Savaşa benzettiğimiz bu yarışta, gerçekten de savaştaki gibi kaybetmek, yaşama hakkını, en azından şerefle yaşamak hakkını kaybetmek demektir. Onun için bu yarışı kazanmak zorundayız.

Bu mücadeleyi kazanmak, ileri ve müreffeh toplum haline gelmek için para ve ileri teknolojik vasıtalar gibi pek çok şart sayılabilir.

Öte yandan hep biliyoruz ki,  bütün bunlar insan içindir ve ancak insan tarafından sağlanabilecek şartlardır.

Aleti de,  ileri teknoloji ve iş metotlarını da insan aklı yaratır, geliştirir. Bunları kullanacak ve refahı, parayı kazanacak olan hep insanlardır. Ama tabii ki gelişmiş, bilinçli, aydın insan. Bu işin nasıl yapılacağını öğrenmiş uzman insan.

İşte insanımızı bu niteliklere sahip kılmak, hayat mücadelesini kazanabilmemizin temel şartıdır. Bu ise şerefle yaşama hakkına sahip, ileri ve refah içinde bir millet olabilmemizin temel şartının, başarılı bir eğitim olduğu anlamın gelir.

Tam anlamıyla başarılı bir eğitimi gerçekleştirmek, yurduna,milletine adanmış aydınlar, her biri kendi işinin birinci sınıf uzmanı olan elemanlar yetiştirmek için bütün gücümüzü seferber etmeliyiz.Her birimizin tek tek, çok soğukkanlı, titiz, kendine mazeret tanımayan, sonuna kadar akılcı bir tutumla Yüce Atatürk’ün dediği gibi, ilim rehberliğinde azimle çalışmamız gerekmektedir.

Şüphesiz ki, bu gayretimizi engelleyebilecek imkânsızlıklarımız, problemlerimiz vardır. Unutmayalım ki, şu anda Türkiye her konuda problemlerle doludur. Bunların bir anda çözülmesini bekleyemeyiz. Zaten Türkiye’nin problemleri de bir anda çözülebilecek cinsten değildir. Önümüzde uzun ve zahmetli yıllar vardır. Bunlar aşılacaktır.

Problemlerimizi iyi belirleyip önem sırasına koymalı, önce kendi çapımızda imkânlar bulmalıyız. Sonra çevremizden ve üstümüzden imkân aramalı, imkân yaratmalıyız. Ancak hedefe ulaşmak için uğraşmaya hiç ara vermemeliyiz.

Bir işi yapmak için imkân ve şartların düzelmesini beklemek o işi yapmamaktır.

Ulu Önderin dediği gibi, en kötü şartlar ve durumlarda bile mücadelemizi kazanmak zorundayız.

Hedefe ulaşmada her şeyden önce inancımız güç kaynağımız olacaktır.

Hep birlikte gazâmız mübârek olsun.

Bir ilim yuvası olarak yeni çalışma hayatınızda başarılar diler, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.”

Tören sonrasında, konuklarla birlikte, okul sahasındaki atletizm pistinin açılışını da yaptık.

 

 

MUSTAFA ESKİ