Kültür ve sanata bakışımız

Yaşadığımız dünyada her şey paraya ayarlı. Şehirlerin kalkınmışlık düzeyi hesaplanırken hep parasal değerler ön plana çıkıyor. Yıllık ihracat ne kadar, kaç bin turist gelmiş, kaç ev, kaç otomobil satılmış gibi. Bir dönem beyaz eşya, demir ve çimento satışları da dikkate alınırdı. Belki son yıllarda ölçüler değişmiş, bankadaki paralar listeye dâhil edilmiş olabilir.

Bütün bu para kargaşası içinde kültür ve sanat etkinlikleri akla gelmiyor. Söz gelimi yıl içinde kaç konferans, panel, sempozyum, tiyatro gösterisi, konser, sergi veya bunlara benzer etkinlikler düzenlendi? Bu faaliyetlere halkın, basının, bürokrasinin, öğrencilerin ilgisi, katkısı ne oldu? Tüm bu soruların karşılığı yok.

Şehrimiz açısından üzerinde durmak istediğim birkaç konu var. Önce kütüphaneden başlayayım. Bugün Yazma Eser Kütüphanesi olarak kullandığımız bina, 1925’de Memleket Kütüphanesi adıyla hizmete girdi. Sonraki yıllarda İl Halk Kütüphanesi adını aldı.1964 yılı Ocak ayında Özel İdare binasının giriş katına taşındı. Tarihî bina, dikey ve yatay olarak ikiye bölündü, lojman olarak restore edildi. Sonraki yıllarda çeşitli amaçlar için kullanıldı.2013’de Yazma Eser Kütüphanesi kurulunca eski haline döndü. Şimdi şehrimiz için son derece kıymetli bir kültür ve bilgi hazinesi. 12 bin dolayında eski yazı kitap ve 7500 dolayında yazma esere sahip.

Özel İdare binasındaki İl Halk Kütüphanesi, Ocak 1994 başında Dumlupınar caddesi üzerindeki yeni binasına taşındı. Giriş katında da çocuk kütüphanesi kuruldu. İki katlı bina, dört yıl önce boşaltıldı, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkıldı. Kütüphane için uygun bir bina bulunamadı. Kenar mahallede, hiç kimsenin, özellikle de çocukların kolay kolay uğramayacağı küçük bir ahşap konak kiralandı. Ancak buranın kütüphane olamayacağı baştan belliydi. Nitekim iki ay önce de eski belediye binasına taşındı.67 bin dolayında kitap, doksan yıllık yerel gazete koleksiyonu koliler içinde ikinci sürgünü yaşadı. Bunları derleyip toparlamak, taşımak, sonra tekrar açıp raflara yerleştirmek o kadar kolay değil. Az sayıdaki personelin nasıl yorulduğunu biliyorum.

Yeni kütüphane inşaatı başlamadı nedense. Para yok diyorlar. Her şeye para bulunurken kütüphaneye gelince yok. Kitaba ve okumaya verdiğimiz değeri görüyorsunuz.

Yeni bina yapılmayacaksa eskisini neden yıktınız? Bütün resmî kurumlar, deprem gerekçesiyle yıkıldı da sıra kütüphaneye mi geldi? Eski belediye binasından kütüphane olmaz, çünkü mimarisi ve iç düzeni farklı. Binanın zemini ve merdiveni ahşap. Buralar yangına açık yerler.

Demek oluyor ki, birkaç yıldan beri kütüphane konusu üzerinde durulmuyor, geçici önlemlerle vaziyet idare ediliyor. İlçeler de bile modern kütüphane binaları, kültür merkezleri yapıldı.  Tarihî şehir bundan yoksun ise bu ayıp hepimizindir. Eskiden sürgünde hükümetler kurulurdu, şimdi de sürgünde kütüphaneleri görüyoruz.

Diğer bir husus, şehirdeki müzelerimiz dağınık. Arkeoloji, etnografya, silah, şapka, kent tarihi gibi adlarla açılan müzeler ayrı ayrı yerlerde. Bütün bunlar geniş bir yerde toplanmalı. Birkaç yıl önce etnografya ile ilgili eserler ayrıldı, şimdi Liva Paşa konağında sergileniyor. Ahşap bir konakta, bu çapta bir müze olmaz, her an yangın tehlikesi var. Üstelik mekân dar, materyaller sıkışmış vaziyette.

Arkeoloji Müzesi İttihat Terakki’nin kulüp binasında 1941’de açıldı. Onun da yeri dar ve müze mimarisine uygun değil. Silah ve şapkaların toplandığı yerler daha kenar bir semtte kaldı. Kent Tarihi müzesi valiliğin inisiyatifinde kuruldu ama henüz statüsü bile belli değil. Her ne ise, bu konuyu fazla uzatmayalım; hem yönetim, hem de ziyaretçi açısından kolaylık sağlayacağı için, müzelerin yeni bir alanda toplanması gerekir.

Kastamonu kültür şehri ama çağdaş bir kültür sarayı yok. Yüz yılın hapishanesi, seksenli yıllardan itibaren çok paralar harcanarak restore edildi. Kaç vali geldi geçti. Bir köşesine küçük bir tiyatro salonu ile güya resim galerisi sıkıştırıldı. Burada ancak okul öğrencileri ile ilgili sergiler veya tiyatro etkinlikleri yapılabilir. Küçük bir sahnesi var, kulis kısmı yetersiz. Konser için sahneye kuyruklu bir piyano koysak kuyruğu dışarda kalıyor. Koltuk araları da çok dar, robot gibi otururken insan rahatsız oluyor.

Eski hapishaneyi allayıp pullayıp, kapısına da Rıfat Ilgaz adını yazmakla kültür merkezi olmuyor. Ayrıca seksen yıl önce yapılmış Halkevi binasından medet ummak da bize yakışmıyor. Tiyatro gösterilerini rahatça izleyebileceğimiz, büyük orkestraların çalıp söyleyeceği en az üç yüz kişilik modern bir salona ihtiyaç var. Geçen yıl, 10 Aralık vesilesiyle, Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi’nin, İstanbul’da, Cemal Reşit Rey salonundaki bir konserini izledim. Çok daha önceleri, Taksim’deki AKM’de tiyatro ve konsere katılmıştım. Salona girerken sanatın ağırlığını ruhunuzda hissediyorsunuz. Kastamonu insanı niye bunlardan yoksun kalsın? Sanat faaliyetleri için fizikî mekânlar, en az içindeki etkinlikler kadar önemlidir. Sanata ve izleyiciye saygı bunu gerektirir.

İttihatçıların binasından arkeoloji, Liva Paşa konağından etnografya müzesi, eski hapishaneden kültür merkezi, eski belediye binasından kütüphane yaptık idare edip gidiyoruz. Rahmetli nenem kuru ekmek parçalarını biriktirir; önce kıyma ile soğanı kavurur, biraz et suyu ilave eder, tirit yapardı. Üzerine sarımsaklı yoğurt da koyardı. Çok lezzetli olur, bizimkisi de biraz ona benziyor.

Turizmi çeşitlendirmek lazım. Yıllardır deniz ve güneşe dayalı turizm faaliyetlerine öncelik verdik. Deniz ve güneş elbette bir ihtiyaç ve ülkemiz açısından gerekli. Ancak köklü ülkeler için, şehirlerin kültürü bugün çok daha önemli. Cumhuriyet Meydanı ve çevresindeki binalar müze anlayışına göre düzenlenmeli. Hatta kitabesinde “Hükümet Dairesi” yazan Vilayet Konağı’nı da buna eklenebilir.

Müze denince üzüldüğüm bir hususla yazıyı bitireyim. Şehrimiz turizmine önemli bir hareket kazandıran vali Enis Yeter Bey, bir yıl daha görevde kalsaydı,  Basın Müzesi kuracaktı. Vilayet Konağı’nın alt katını düşünüyor, Tapu ile Nüfus idaresinin arşivine yer arıyordu. Sonraki valilerimiz ne yazık ki bu fikre sahip çıkmadı.

 

MUSTAFA ESKİ