Son Candar: Kemaleddin İsmail Bey

141

Candaroğlu İsmail Bey’in Filibe Beyliği ve Son Günleri

Son Candar : Kemaleddin İsmail Bey

Son Candar İsmail Bey, Kastamonu tarihinin en ama en önemli şahsiyetleri arasında başı tutan bir isimdir. Kendisi, Kastamonu’ya bir bey, yönetici olarak varlığı ve katkıları yanında, hem Türk-İslam hem de insanlık mirasına katkıları ile de sadece Kastamonu’nun değil tüm dünyanın ortak miraslarından biridir.
Kastamonu’daki mimari eserlerindeki kitabelere ve bazı vakfiyelerdeki ibarelere göre İsmail Bey, kendisi için “Essultanü’l-mu’azzam” yani “Büyük Sultan” ifadesi kullanması yersiz bir büyüklük değildir. Sakarya Irmağından Kızılırmak’a, Ankara’dan Karadeniz sularına kadar hükmeden biri aynı zamanda dönem Anadolu’sunun hatta devlet ölçeği olarak bakıldığında Mezopotamya, Balkanlar ve Avrupa gibi coğrafyalara göre çok büyük toprakların hâkimi böylesi bir unvanı kendine hak görmekte kesinlikle haklıdır.
Döneminin en önemli sanat ve bilimin üstadıdır kendisi. Kendine adanmış kitapları, döneminin ve o günkü dünyanın en önemli ilim (matematikçi) insanlarından Niksarlı Muhyiddin’i ve ona 300 kitaplık bir kütüphane vakfederek, çok uzun zaman konuk etmiş biridir. Hele ki “Hulviyatı Şahi” isimli, Türkçe fıkıh kitabı İslam ritüellerinin algılamaları üzerine yazdığı kitabın sahibi olarak sadece bir yönetici olarak değil bir İslam âlimi olarak da çok geniş bir coğrafyada bilinen bir kişidir.
Fatih, Kastamonu’yu ele geçirdiğinde Sinop tersanesinde yapılmış 900 tonluk gemiyi gördüğünde muhtemelen nutku tutulmuş olmalı. Çünkü hem Marmara hem Karadeniz hem de Ege’de hükmü süren bir sultan olarak, İsmail Bey’in yaptırdığı böylesi bir çağını aşan teknoloji ve tekniği görünce gıpta ile bakmış olmalı. Hele ki böylesi bir gemi teknolojisi geliştiren kültürün Karadeniz’deki hâkimiyet oranı da düşünüldüğünde bu gıpta katlanarak büyümüş olmalı.

İsmail Bey’in Kastamonu’sunda mimariye bakıldığında sanatın, demografinin ve ekonominin nasıl geliştiği de görülebilir. Öncelikle günümüzde kent merkezinde yer alan İsmail Bey Külliyesine bakmakta fayda var. Mermer portal kapısı ile ters T biçimli camisi odağındaki bu külliye, o dönemde belki de hala sur içinde kalmış Kastamonu’nun uzağında bir yere yapılmasıyla dikkat çekmekte. Yeni bir yerleşim açma çabasın da bir çekirdek yapı topluluğu olarak görülebilecek bu külliyede, cami, medrese, han, kütüphane, hamam ve türbe yapıları bulunmakta, hem sade ama incelikli mimari işçiliği hem de yarattığı birçok kent efsanesi ile hem gözleri hem de gönülleri doyurmaktadır.
Külliye içindeki Deve Hanı gibi kent merkezindeki İsmail Bey Hanı düşünüldüğünde kentin ticari hacminin ne kadar genişlediği, hem doğu batı ekseninde, hem de Karadeniz yolu ile kuzeyin zenginliklerini Anadolu ve Mısırla paylaşmak konusunda ne kadar da ileri gidildiği net bir fikir vermekte. Keza Fatih’in de bölgeyi ele geçirme nedenlerinden başlıcası da bu ticaret yolları hâkimiyeti değil miydi?
Ve işte bu dünya, aldığı mirası yükselten İsmail Bey, ticarete olarak, siyaset olarak ulaştığı sınırları tanımlarcasına kendisi için bir başka unvanı da kullanıyordu.
Bu unvan da:
“Es-sultan ve L’ hakkanü’l – azzim mevla-i müluka’l arab ve l’acem” dir.
Yani:
“Pers ve Arap sultanlarının efendisi, imparator ve büyük sultan…”.
Perse (İran), Araplara (Mısır dâhil) ve Anadolu’ya hükmeden, gücü buralara erişen İsmail Bey, kesinlikle sadece Kastamonu tarihinin değil, Türk tarihinin ve insanlık tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir.

***

Başlı başına mimari bir zerafet olan İsmail Bey Külliyesinde kendisi ve afradı için bir türbe yaptırmıştır İsmail Bey. Keza günümüzde her biri maneviyatı yanında kitabeleri ile birer sanat tarihi şaheseri olan sandukalarda İsmail Bey’in ailesi yatmakta ise de İsmail Bey burada yatmamaktadır.
Yukarıdaki satırlarda yazıldığı üzere Candaroğulları Beyliği en güçlü olduğu dönemde Osmanlı hâkimiyeti altına girmiş, saray evlilikleri nedeniyle akraba da olsalar Fatih Sultan Mehmet, İsmail Bey’i önce Bursa İnegöl ve Yarhisar tarafları dirlik olarak verilerek uzaklaştırılmak istenmiş ama Anadolu’daki nüfuzundan dolayı daha sonradan günümüz Bulgaristan sınırlarında kalan Filibe’ye (Plovdiv) vali olarak atanmıştır.
Kastamonu’dan Türk ve İslam âlemine hayat veren İsmail Bey’in gerçekten dünya kültür mirası açısından çok değerli bir şahsiyet olduğu Filibe Valiliğinde de kendini ispat edecektir. Çünkü nasıl Kastamonu’ya, nasıl Türk-İslam âlemine bir önder yıldız ise İsmail Bey, yeni yaşam alanı olan Filibe’de de yapacakları ile bu aydınlık ışığı Balkanlara taşıyacaktır.

***
Filibe, modern ismi Plovdiv, antik ismiyle Philippolis İsmail Bey’in ömrünü geçireceği ve sonsuz istirahatgatına kavuşacağı kenttir. Burası 1360’da Osmanlı hâkimiyetine geçmiş ve hatta bu fetihte Candaroğlu birlikleri de Osmanlılara yardımcı olmuştur. Bu kent antik çağdaki görkemini bu dönemlerde yitirmiş ancak II. Murad (1440) döneminde yeniden gelişmeye başlamıştır.
İsmail Bey buraya 1462 yılında gelmiştir. Onun hayırseverliği ve kente uyguladığı mimari programla Filibe, çok kısa bir sürede içinde bulunduğu eyaletin merkezi konumuna yükseltmiştir.
İsmail Bey buraya gönderildiğinde, Filibe yakınındaki Markova Köyü ve çevresi (Filibe merkezinin yaklaşık 10 km güneyinde) Fatih tarafından kendisine özel mülk olarak verilmiştir.
Anlaşılan o ki Filibe’ye gider gitmez medeniyeti, insanlığı, kültürü buralara da taşımıştır.
İsmail Bey ilk olarak Filibe’de II. Murad dönemi yapısı olan Muradiye Cami yakınlarına İsmail Bey Cami’ni yaptırır. 1879’daki bir fotoğrafa göre tek kubbeli olan bu caminin haziresi de bulunmaktadır ki bu hazire de İsmail Bey’de yatmaktadır. Kendisi Kastamonu’daki türbeden sonra burada ikinci bir anıt mezar yaptırmamış, sade bir hazireye gömülmeyi tercih edilmiştir. Cami, 18 Nisan 1928 yaşanan büyük bir depremin (6.8 şiddetinde) ardından zarar görmüş ve sonrasında da bir yenileme geçirmediği için günümüze ulaşmamıştır.
İsmail Bey, caminin yanında bir de ilkokul inşa ettirmiş, bu okul Osmanlı Döneminde olduğu gibi yıkıldığı 1930’lara kadar hizmet vermiştir.
Bu cami ve okulun gereksinimleri ise İsmail Bey’in özel mülkü olan Markova Köyü ve çevresinden gelen desteklerle karşılanmıştır. Burada çok önemli bir nüans vardır ki o da İsmail Bey’in gerçekten de ne kadar yüce gönüllü olduğunu göstermek açısında önemlidir. Bu nüans, Fatih tarafından İsmail Bey’in özel mülkiyetine verilen Markova Köyü’nün İsmail Bey tarafından 1467 tarihinde vakfa çevrilip tüm kamu yararına kullanılmasıdır. Bu vakıf yani Filibe’deki İsmail Bey Vakfı 1885 yılına kadar İsmail Bey’in aile üyelerince yönetilmiş bu tarihe kadar taa 1460’lardan bu yana yapılan tüm eserler için kullanılmıştır (Candaroğlu Ailesinin Osmanlı Sarayına gidenleri hariç, Filibe’de yüzyıllarca var olduğunun altını çizmek gerek).
İsmail Bey aynı zamanda bölgedeki pirinç üretim merkezleri ile su değirmenleri de vakfına bağlamış ve buraların gelirleri ile hem kendi eserleri hem de şehrin gelişmesi için kullanmıştır. Bu arada Filibeye birlikte geldiği kardeşi Mahmud Bey’de Dimetoka’da Musa Beyli Köyünü imar etmiş ve geliştirmiş onun oğlu Beyazıd Çelebi’de birçok arazi satın alarak Edirne’ye kadar vakıf arazileri genişletip, bu kentte dükkânlar ve binalar inşa ettirmiştir.
İsmail Bey’in Filibe’ye en büyük katkısı ise şehrin antik çağa uzanan su sistemleri ve altyapısını yeniden canlandırmak ve geliştirmek olmuştur. Birçok kanalı açan İsmail Bey, su sistemlerini şehre yöneltmiş, Roma Döneminden kalan aquadüktleri (Su kemerleri) tamir ettirip çalışır hale getirmiş ve hatta şehir merkezine yaptığı sebilhane ile tüm şehrin suya kavuşmasını sağlamıştır. Bu sebilhane, 1891’deki bir fotoğraf göre kurşini konik çatılı ve 12 mermer sütun ile taşınan bir yapı olup Filibe’ye yüzyıllarca hizmet vermiştir. Su sisteminin tüm şehre yayılmasıyla İsmail Bey bir kendi serveti ile bir çifte hamam da yaptırmıştır.
İsmail Bey 1479 yılında vefat edince bölgenin yönetimi ve vakfın mütevelli heyeti yine aile de kalmış, onlar da Filibe’ye hizmet etmeyi sürdürmüşlerdir. Bu dönemde İsmail Bey’in yeğenlerinden Kaya Bey, Veled-i Kasım Mahallesini oluşturmuş ve ayrıca yeni bir cami inşa ettirmiştir.
Görüldüğü üzere İsmail Bey’in elinin dokunduğu yer medeniyetin yeşerdiği yer olmuştur. Nasıl Kastamonu’nun ruhunu, medeniyetini dönemine göre çok yükseltmişse Filibe gibi her ne kadar soylu bir antik geçmişe ev sahibi yapan ama Ortaçağda bir köye dönüşen Filibe’yi eyalet merkezi yapmayı başarmıştır. Öyle duruyor ki, İsmail Bey, aslında insanlığa inanan, insanlığı yücelten bu noktada da nerede var olmuşsa kültüre, medeniyete önem veren bir şahsiyet olmuştur.
Ve bir öneri:
Zaman zaman bilgi eksikliğinden kaynaklı olarak da İsmail Bey’in naaşının Kastamonu’ya taşınması gündeme gelmekte. Ama görülüyor ki İsmail Bey döneminde yapılan tüm eserler ve kendi mezarı da özellikle 1928 yılında yaşanan depremle büyük hasar görmüş sonrasında ise tamamen yok olmuştur. Yani ne İsmail Bey’in naaşını Kastamonu’ya getirmek mümkün ne de ondan kalan bir eseri restore etmek. Ancak bunların yerine her iki kent ortak bir değere sahip olmaktan dolayı “kardeş belediye” olabilirler. Bu şekilde de İsmail Bey, iki kente can veren bir ata olarak kültürel olmak üzere birçok alanda işbirliği ve paylaşım yapılabilir ve İsmail Bey’in de ruhu yad ve şad edilebilir.

PAYLAŞ