Yok mu bunun orta yolu?

Onun olmaya hakkım yok.
Sevda yolum taşla dolu.
Onsuz olmama imkân yok,
Yok mu bunun orta yolu, Tanrım?

 

İlk dörtlüğünü yazdığım güzel şarkının sözleri ve bestesi Zekâi Tunca’ya ait. Bu bir aşk, sevgi, hasret şarkısı. Hayat sevme ile üzülme arasında gidip eliyor. Seven insan bu iki duygu arasında bir denge arıyor ve soruyor; yok mu bunun orta yolu, Tanrım?

Orta yol arayışı şarkıda geçtiği kadar,hayatın bütün evrelerinde de karşımıza çıkar. İfrat ve tefritten sakınmak sözü eskiden beri çok kullanılır. Sağlıklı insan, uçlar arasında gezinmez, hayatı dengelemeye çalışır. Ya hep, ya hiç sözünün de anlaşılabilir bir mantığı yoktur. Aklımızı dinlersek mutlaka orta yolu buluruz.

Dış politikada da aynı durum söz konusu. Uluslararası ilişkileri dengede götürmek esastır. Ne biriyle çok sıkı dost, ne diğeriyle düşman olmaya gerek yok. Yerine ve zamanına göre, ilişkiler dengede yürütülmeli. İhtilâflarda her zaman bir orta yol bulunur.

Geçen yıl 13 Mart itibariyle salgınla tanıştık. Bilim Kurulu oluşturuldu ama herkes bir şey söyledi, çelişkili bir durum ortaya çıktı. Önce maskeye gerek yok dediler, sonra mecbur ettiler. 65 yaş üstü insanlar evde tecrit edildi, adeta karantinaya alındı. Ne var ki asıl taşıyıcıların 50 yaş altında olduğu gözden kaçırıldı. On beş milyonluk İstanbul’la yüz binlik Anadolu şehirleri aynı grupta değerlendirildi.Bu işin ortası bulunamadı.

Sağlık böyle de diğer sosyal olaylar farklı mı? Boğaziçi öğrencilerinin bir eylemi oldu, herkes olaya farklı yaklaştı. Bir taraf öğrencileri terörist olmakla suçladı, diğer taraf demokratik hakların kullanılması açısından öğrencileri haklı buldu.

Bazı siyasetçilerle bir kısım medya, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atamasını eleştirirken, bazıları da işlemin normal olduğunu savundu. Unutmayalım ki, doğru tektir ve gerçektir. Demek oluyor ki, doğru olanı saptama konusunda birleşemiyoruz, orta yolu bulamıyoruz. Zamanı ve enerjimizi gereksiz yere harcıyoruz.

Şimdi anayasa konusu tartışılıyor.1982 darbe anayasasını değiştirip sivil anayasa yapmaktan söz ediliyor. Eleştirilen anayasa, o zaman halk oylamasından geçmedi mi? Ülke, kırk yıldır bu anayasa ile yönetiliyor.Mesele sadece 1982 anayasası değil ki, 1961 anayasası da 1980’e kadar tartışıldı. Demek oluyor kikamuoyu ve siyasiler,60 yıldan beri anayasayı tartışıyor. Buna rağmenyine ortakbir yol bulunamadı.Demokratik dünyada ve özellikle Avrupa’da, bizim kadar anayasa ile meşgul olan, tartışan başka bir toplum yoktur sanırım.

Asıl üzerinde durulması gereken seçim kanunu. Her iktidar, daha fazla milletvekili çıkarmak için kendi lehinekullanabileceği bir seçim kanunu çıkardı. Hiçbiri çoktan seçmeli bir tercih sistemini denemeye yanaşmadı. İktidarla muhalefet ortakbir noktada birleşemedi.

Devletin çeşitli kademelerine bir bürokrat atanacak, kriterler belli. Öncelikle tecrübe vegörevin gerektirdiği liyakat esas alınmalı. Burada da bir keyfilik söz konusu oldu, liyakat yerine yandaşlık veya bir yerlere mensubiyet arandı. Adaletin incinmesinden kimse rahatsız olmadı.Kur’an’ın“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” âyeti dikkate alınmadı. Çok zorda kalınca arka kapıdan dolanma yapılıyor. Yani hep bir yolu, yordamı bulunuyorbu işlerin. Atama ve yükseltmelerde doğru bir yol bulunmaz mı?

Son yaşanan olaylar da gösterdi ki, bu işler biraz daha böyle devam edecek. Irak’ta bir operasyon yapıldı, üç askerimizi çatışmada şehit verdik, rehin tutulan diğer 13 vatandaşımız da acımasız bir biçimde katledildi. Vicdanlarımız derinden sarsıldı. Bilmediğimiz bazı şeyleri de öğrendik. Söz gelimi on üç vatandaşımızın hepsi de kamu görevlisi, polis, asker. Ayrı zamanlarda kaçırılmış, aradan beş, altı yıl geçmiş, masum insanlar. Her an ölüm korkusuyla dağ, bayır gezdirilmiş. En son sarp bir mağarada öldürüldüler. Yerli, yabancı insan hakları kuruluşlarından bugüne kadar tek ses çıkmaması çok ilginçtir. Rahip için ısrarcı olan ABD ve onun sabık başkanından bu konuda hiçbir girişim yapılmamış. Demek oluyor ki Batı dünyası, bizim insanlarımızı iki gruba ayırmış. Devletin mütevazı vatandaşları, böyle bir durumla karşılaşınca insan haklarından yararlanamıyor. Devlet aleyhine çalışanlara da derhal sahip çıkıyorlar. Hani adalet?

Ülkemiz ağır bir dış baskı altında. Bazı hususlarda ödün vermemiz, geri çekilmemiz isteniyor. Hatta tehdit ediliyoruz. Bugünlerde içerdeki birliğimiz çok önemli. Mevcut manzaraya bakıncane yazık ki bunu göremiyoruz. Zor zamanlarda en önemlihasletimiz olan millîbirlik duygusunu önemli ölçüde kaybettik. Ortak bir dil, davranış, tavır yok artık. Birlik üzerine çok söz ediyoruz;unutmayalım ki, konuşulanlardan ziyade yaşayan değerler önemlidir.

UNESCO bu yılı Yunus Emre’yi Anlama ve Kutlama Yılı ilan etti.Dünyaya Yunus Emre üzerinden sevgi mesajları vermek bizim için ne kadar güzel bir fırsat. Anadolu’da Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana, Hacı Bayram Veli gibi gönül dostu insanlar yaşamış. Asırlar boyunca, nakış işler gibi topraklarımızı barış ve sevgiyle sulamışlar.

Anadolu insanının gönlünde Yunus Emre’nin çok özel bir yeri vardır. Binlerce beşik, onun ilâhîleri ile sallanmış. Her birimizin kulağına ninni olarak söylenen şiirleri, kişiliğimizin gelişmesinde etkili olmuş. Üzülerek ifade edelim ki, bugünkü coğrafyamız, Yunus Emre’nin sevgisiyle sulanan coğrafya değil artık. Kin ve nefret duygularıyla donanmış, ayrıştırıcı bir toplum olduk. İnsanlarımız kutuplaşmış,birbirini ötekileştirmiş. Sosyal dokumuz, inancımız bölünmüş bir halde. Yunus Emre’nin sevecen, birleştiren ruhundan çok uzaklardayız. Birbirimizin gönlünü kırmaktan zevk alıyoruz. Sevmekle nefret arasında gidip geliyoruz. Yaratandan dolayı yaratılanı sevmek, ne büyük erdem. İnsanı incitmek, onu yaratanı da incitmek demektir.O halde kin ve nefret yerine,hoşgörü  vesevgiyi koyalım.

Yazıyı aynı şarkının sözleriyle bitirelim: Sevdim, sevildim suç oldu/ Sevgisiz hayat düş oldu/ Hem geçoldu, hem güç oldu/ Yok mu bunun orta yolu, Tanrım?

 

MUSTAFA ESKİ