Burhan Damcıoğlu’ndan Kastamonu’ya selam

Müzik; farklı ülkelerden insanları aynı ezgide birleştirecek güce sahip olmasıyla, evrenselliğiyle iletişimde özel bir ayrıcalık taşır. 9 dilde şarkı söyleyen Burhan Damcıoğlu,  sanat hayatına küçük yaşlarda amatör olarak başlamış. Kısa süre sonra CrazyBoys orkestrasıyla katıldığı Altın Ses Yarışması’nda finalist olmuş.

Sesiyle insanlara dokunup, bazen ruhundaki romantizmi, bazen de coşkuyu paylaşan Burhan Damcıoğlu’nun ilginç ve hareketli bir yaşam öyküsü var.Sanatçının saklı kalmış dünyasına giriş kapısını aralamak için yola çıktığım söyleşi, zor başlayan bir yaşamın, alkışlarla taçlanarak sürdüğünü gösterdi.

Röportajlarda, konuşulan kişiyi sadece söyledikleriyle anlatmak yeterli olmuyor. Kişinin tavırları, mimikleri, bakışı, yaşamla bağlantısı çok fazla bilgi veriyor. Burhan Damcıoğlu’nun şarkı söylerken enerjisi çevresine yayılıyor, bulunduğu ortamı kaplıyor. Konuşurken, o anda söz ettiği bir pop müzik şarkısı ya da arya söylemeye başlıyor, sonra işte böyle deyip, söyleşiye devam ediyor. Eski albümlerden isli fotoğraflar çıkıyor. Tarihin tozlu raflarına çoktan yerleşmiş olan 45likler, Longplay yıllarından konuşmaya başlayıp, sonunda söz, günümüz müziğine geliyor. Kastamonu’dan bin kilometre uzakta yapılan söyleşi, sanatçının Kastamonu’ya övgüleriyle son buluyor.

1975 yılında ilk plağını çıkardığını, adının “Sen, Ben, O Yok, Biz Varız” olduğunu söyleyen Burhan Damcıoğlu;

“1947 Ankara doğumluyum. 9 kardeşiz. Ben ailenin 5.  çocuğuyum, tam ortada, futbol terimiyle libero.” sözleriyle yaşam öyküsünü anlatmaya başlıyor.

“Orta sonda 9 dersten ikmale kaldım. Ankara Gazi Lisesi’nde öğrenciliğim sırasında yazlık sinemada gazoz sattım. Çok hareketli bir mizacım olduğu için, hem Ankara Gençlerbirliği’nde amatör futbol oynuyor hem de müzik yapıyordum.

Ablalarım Nurhan ve Perihan, Devlet Konservatuvarına gittiler. Babam, elektrik ustabaşıydı ve ailedeki erkek çocuklar okumasın, çalışsın istiyordu. Annem sanata daha yakındı. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin baş terzisiydi. Annem önceden Çocuk Esirgeme Kurumu terzisiydi. O dönemde ünlü şair Ahmet Muhip Dranas Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü’ydü. Onun önerisiyle annem Devlet Opera ve Balesi terziliğine, ben de koroda şarkı söylemeye başladım.

Sonra kendimi CrazyBoys Orkestrası solisti olarak buldum. Orkestradaki genç müzisyenlerin hepsi Ankara Maarif Koleji’nde okuyor, birkaç dil biliyorlar. Onlar zengin aile çocukları, ben ise dersleri pek de iyi olmayan, birkaç işte çalışan bir gençtim. Buna rağmen, sesimi, söyleyişimi çok beğenip, beni orkestraya aldılar. Dünya’da Beatles modası vardı. Onun şarkılarını söylüyordum.

17 yaşımda Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin düzenlediği Ankara Canlı Müzik Orkestra Yarışması’na katıldım. Mazhar Fuat Özkan, Doğan Canku, Jupiter Orkestrası ile Selçuk Ural’ın katıldığı yarışmada, ben de CrazyBoys orkestrası eşliğinde sahneye çıktım. Yarışmada orkestram sonuncu, ben birincioldum. Hürriyet Gazetesi, sonucu öğrendiğimdeki zıplamamı, havada bir fotoğrafımı yayınlayarak, okuyucularla paylaşmıştı.”

Mesleğini çok sevdiği her davranışından belli olan Burhan Damcıoğlu, küçük yaşlarda Ankara’da amatör olarak başladığı müzik yaşamını 1969 yılından sonra da İstanbul’da sürdürmüş.

İstanbul’da yapılan Altın Mikrofon Yarışması’na katılıp, 450 yarışmacı arasından ilk 3’e kalmayı başardığını ifade ediyor. İstanbul’a taşındığı yıllarda ablası sanatçı Nurhan Damcıoğlu’nun desteğinden şöyle söz ediyor:

“Yarışma sonrası, Nurhan ablam bana Cihangir’de güzel bir ev tuttu. Nurhan Damcıoğlu, o yıllarda da hem tiyatro, hem müzik alanında tanınan bir sanatçıydı”

Söz Nurhan Damcıoğlu’ndan açılınca, Ramazan gecelerinin neşe saçan, mutluluk aşılayan ses ve tiyatro sanatçısının televizyonda yayınlanan Avrupa Yakası dizisinde canlandırdığı Azamet rolüyle gönüllerimizde bir kez daha taht kurduğunu hatırlatmak istiyorum. Seslendirdiği ve sahne performansıyla hayat verdiği kantolarla tanıdığımız Nurhan Damcıoğlu 8 yaşında başladığı çocuk tiyatrosunda 14 yaşında başroller oynamış. Madam Marga’dan bale, Fehmi Ege’den şan dersleri alan sanatçı, Devlet Tiyatrosu’nun yanı sıra Nisa Serezli, Toto Karaca, Gülriz Sururi – Engin Cezzar tiyatrolarında çalışmış.  İlk kantoyu, Toto Karaca’dan dinleyip, izleyen Nurhan Damcıoğlu, Tiyatro ve seslendirme sanatçısı Mücap Ofluoğlu’nun teşviki ile kanto söylemeye başlayıp, birçok ülkede sahne almış.

Müzikle yaşamın gizini keşfeden, bugünü düne bağlayan evrensel çalışmalara imza atan sanatçı kardeşlerden Burhan Damcıoğlu ile söyleşiyi sürdürüyoruz.

“İstanbul’da büyük gazinolarda çalışmaya başladım. Seda Sayan, Gökben, Nükhet Duru, Tülay Karaca gibi sanatçılarla Altın Balık Gazinosu ve Arnavutköy’de 450 kişilik gazinoda 10 yıl aralıksız sahne aldım.  Türkçe’nin yanı sıra yabancı dillerde şarkılar söylediğim için özellikle yabancı misafir ağırlayan gazino ve restoranlardan çok iş teklifi alıyordum. Dil bilmediğim halde, 9 dilde şarkı söylüyorum. Aksanımın çok iyi olduğunu birçok kez ifade edip, benim o ülkelerde uzun yıllar kaldığımı düşünenler çok oluyor. Allah vergisi bir durum bu, şarkıyı dinleyerek, aynı vurgularla, aynı aksanla söyleyebiliyorum. 32 yıldır yaz aylarında, Antalya’da aynı otelde program yapıyorum. Sanat dalları arasında opera, en zorlarından biridir. Sahne aldığımda mutlaka birkaç tane de opera eseri seslendiriyorum” diyen Burhan Damcıoğlu’nun hangi dillerde şarkı söylediğini öğrenmek istiyorum.

Türkçe, Fransızca, İtalyanca, Almanca, İngilizce, Rusça, İspanyolca, Yunanca ve İbranice ezgiler seslendiren Damcıoğlu, soruyu yanıtlarken hepsinden birer şarkı söyleyerek, röportaja farklı bir renk katıyor.

“Mesleğinizden kazanımlarınızı ve kaybettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız?”

“Sevdiğim işi yaptığım için mutluyum. Ayrıca çok güzel bir çevrem oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin moral gecelerine katıldım. Turgut Özal, Erdal İnönü, Sadettin Tantan, Hüsamettin Cindoruk, Eşref Bitlis Paşa, Emel Sayın, Zeki Müren Ahmet Özhan, Kenan Evren, Fatih Erkoç, Müjdat Gezen gibi çok farklı alanlardan kişilerle tanıştım. Bunlar benim kazanımlarım.

Çalışma tarzımızın, gece hayatının ise çok olumsuz yanları var. Annem, dürüst olmamı, ailenin önemini anlatıp, aksi davranırsam sütünü helal etmeyeceğini söylemişti. Hep bu söz aklımdadır. Hayatım boyunca samimi, dürüst, doğru bir insan olmaya ve aile düzenimi bozmamaya, aileme önem vermeye çalıştım. Asıl fedakarlığı ise eşim Nur yaptı. Çocukların eğitim hayatı boyunca hep o ilgilendi. Ben sabaha karşı eve geldiğim için bütün yük ona kaldı. Şehir dışında da sahne aldığım oluyordu. Yalnızca Bayram ve okul tatillerinde bulunduğum şehre gelip, birlikte vakit geçirebiliyorduk.”

Beşiktaş Kulübü üyesi, Divan Kurulu’nda da yer almış olan sanatçı, Gayrimenkul Uzmanı Nur Damcıoğlu ile evli. Ece Damcıoğlu ve Eda Yengin isimli 2 kızları olan çiftin torunları Ata Yengin ile yaşamları daha da renklenmiş. Konusu gelmişken, eşi ile tanışma öykülerini soruyorum. Gözleri ışıldayarak anlatıyor, Burhan Damcıoğlu:

“1977 yılında çalıştığım gazinoda bir düğünde sahne aldım. Nur ile göz göze geldik ve O’na vuruldum. Beyaz fisto bluz, mavi beyaz etek giymişti. Ben 27, Nur 17 yaşındaydı. Hiç konuşamadık, tanımıyordum da. Arkadaşlara, herkese düğünden çıkışta nereye gittiklerini sordum. Sonunda Suadiye tarafına gittiklerini öğrendim. Suadiye Lisesi’nde okuyordur diye düşünerek, okulun önünde beklemeye başladım. Okulun voleybol takım kaptanı olduğunu öğrendim. Okula ve voleybol maçlarına gide gele tanıştık, anlaştık ve evlendik.”

İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan Kolezyum’da şarkı söyleme hayali olan Burhan Damcıoğlu’na eşi sürpriz yaparak, 65. yaş günü hediyesi olarak Roma’ya bilet almış. Roma’da sokak müzisyenleriyle şarkılar söyleyen sanatçı, Kolezyum’u gezerken, ricalar ve alınan izinle, O Sole Mio -Santa Lucia seslendirip, en büyük hayalini gerçekleştirmiş.

Burhan Damcıoğlu, pandemi döneminde de evinin balkonundan söylediği şarkılarla medyanın gündeminde önemli bir yer tutmuştu. Egosu olmayan, şarkı isteklerini dile getirenleri kırmayıp, içtenlikle mini konserler veren sanatçı, Mavişehir parkında Türkçe şarkılarla başlayıp, İtalyanca,  İngilizce ve İspanyolca ezgilerle süren bir dinleti de sunmuştu.

Teknolojik gelişmelerin müzik yaşamını nasıl etkilediğini öğrenmek istiyorum, yanıtlıyor:

“Eski müzik, çok ciddi uğraşlar istiyordu. Şimdi bir müzisyen orgu alıyor, keman, gitar, bateri hepsi içinde. 10 kişinin yapacağı bir işi tek kişi yapıyor. Zeki Müren’in plak doldururken bile arkasında 40 kişi çalıyor, bundan belki 100 kişi para kazanıyordu. Büyük bir endüstriydi. Ayrıca büyük canlı orkestralarla yapılan müzik bambaşkaydı. Şimdi soundruh yok. O lezzeti vermesi imkansız.”

50 yılını müzikle geçirmiş olan ve sahne almaya devam eden Burhan Damcıoğlu başarısının sırrının; Allah’ın verdiği yetenek, çalışma, disiplin, aile terbiyesi, daima büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermek, ekmek yediğin yere hürmet etmek, kıyafetine, oturup, kalkmana dikkat etmek olduğunu söylüyor.

Kastamonu hakkında düşüncelerini öğrenmek istiyor, “Siz hiç Kastamonu’yu gördünüz mü?” diye soruyorum. Yanıtlıyor:

“74 senesinde tur ile gitmiştik. Kastamonu, tarihi, kültürü ile köklü bir ilimiz ve Atatürk’ün Şapka ve Kıyafet İnkılâbını yaptığı şehirdir. Kastamonu insanının vatanını, milletini seven, dürüst, iyi insanlar olduğunu biliyorum. O nedenle Kastamonu’ya sevgim bir başka. Kastamonu ile ilgili dinlediğim bir olaydan da çok etkilenmiştim.

Mustafa Kemal Atatürk, illerin sorunlarını dinlemek için büyük bir halk toplantısı yapmaya karar vermiş. ‘Her ilden birer kişi getirin demiş. Kiminden öğretmen, kiminden avukat, kiminden imam, eczacı, doktor, bakkal getirmelerini istemiş. Her ili söylemiş, Kastamonu’dan ise arabayla geçerken gördüğünü getir” demiş. Sonuçta herkes gelmiş, şehrinin dertlerini, sorunlarını anlatmış. Sıra Kastamonuluya gelince; ‘Efendim diğer yerlerden gelenler hep meslek sahibi, iyi mevkilerde kişiler. Ben halktan, sıradan bir insanım. Ben ne anlatabilirim ki’ demiş. Atatürk ‘Ben Şapka Kıyafet İnkilâbı’nı orada yaptım, aydınları hemen kabul etti.  Kastamonu insanı yeniliğe açıktır, sadıktır, çalışkan ve akıllıdır. O nedenle senin ilinin yörenin konularını, sorun ve ihtiyaçlarını bana çok güzel şekilde aktaracağını biliyorum, hadi anlat’ demiş.

Türkiye’de ve yurt dışında çok sahne aldım. Yabancılara kendi dillerinde şarkılar söyledim. Bana hangi ülkedensin dediklerinde, gururla Türk’üm dedim. Atatürk sözünü duyan yabancılar saygı duyuyor. Ruslar, en büyük Türk, Atatürk diye alkışladılar. Böyle büyük bir liderin Kastamonu ile ilgili az önce anlattığım anekdottaki sözleri, beni çok etkiledi.”

Sanatçı Burhan Damcıoğlu’na Kastamonu ile ilgili bu güzel düşünceleri ve samimi söyleşi için teşekkür ederek, röportajı sonlandırıyoruz.

 

 

MİNE ÖZGÜR