‘KADİN’ OLMAKTAN VAZ GEÇMEMEK

             “Başarısızlık ve felaketlere rağmen hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır.”                                                                                                                                                                                     Andre Maurois

 

Kadınlar…

Dünya’ya sevgi tohumları atarken; insanlığa tutkuyu, aşkı, şefkati, özveriyi, dürüstlüğü, çalışkanlığı, özgürlüğü, sabrı öğretenler…  Ufak olaylardan büyük mutluluklar çıkarmayı başarabilen, yaşamın tüm çelişkilerine karşı; umudu, sağduyuyu hep canlı tutmayı başarabilenler…

Ve yine kadınlar…

Küçücük yaşta evlendirilen çocuk gelinler… Sessizliğiyle yuvasını korumaya çalışanlar… Merhametleri zaaf, fedakarlıkları normal görülenler…  Eğitimine izin verilmeyen, kimi zaman mirastan bile hak alamayan, taciz edilen, şiddete uğrayan, cinayete kurban gidenler…

Gazetede bir haber, bir fotoğraf, televizyonda bir görüntü yürekleri dağlıyor, çakılıp

kalıyor belleğimize. Kadın ya da erkek olmak değil, önce insan olmak’ desek de kadınların kimi zaman baskı altında olduğu, sindirildiği, erkek şiddetine maruz kaldığı, yer yer sistem tarafından da örselediğini görüyoruz.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ya da Emekçi Kadınlar Gününün ortaya çıkışı da yine acıya, hüzne, kadın ölümlerine dayanıyor. 8 Mart 1857’de daha iyi çalışma koşulları için başlattıkları grev sonrasında meydana gelen olaylar yüzünden 129 kadın işçi Amerika’daki bir tekstil fabrikasında can veriyor. Bu olaydan 53 yıl sonra, Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasına karar veriliyor.

Türkiye, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü ilk kez 1921 yılında ‘Emekçi Kadınlar Günü’ olarak kutluyor. Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bu gün, kutlama değil, anma, bilinçlenme günü.

Bu gün kendini görünür kılmak için yüzyıllardır mücadeleyi elden bırakmayan kadınlara bir pencere aralayan bir tarih olmalı. İnsanın doğadan kopuşuyla birlikte modern şehir hayatında kaybolan kadınların içinde yatan gücü ve yaratıcılığı ortaya çıkarmak için el uzatılmalı. Şiddetle buluşanlara yardım etmekten önce şiddeti önleyen kesin, net adımlar atılmalı.

Giderek küreselleşen dünyada kadınlar, köşelerine sıkışıp, dertlerle baş başa kalmak yerine ekonomiye, sosyal yaşama katkıda bulunmayı yeğlerken,  umuda doğru koşmaya çabalıyorlar. Ödünsüz bir gözü peklikle yaşamda yerini alanlar da var, her adımda tedirgin yürek atışları duyulanlar da… Her ne olursa olsun, onlar yaşam akıp giderken gözlerini yumup, görmezden gelemeyenler…

Yurdumuzun her yerinde, isteklerini kararlılıkla dile getiren, doğruluğuna inandığı zaman; erişebileceği noktanın ötesine geçme isteğini eyleme dönüştürme yürekliliğine sahip kadınlarımızın var olduğunu biliyoruz. Ve yine kadınların neler başardığının da farkındayız.

Dünya Kadınlar Günü’nün merkezinde öncelikle adalet ve vicdan bilinci olmalı. Sağlıklı bir toplum için kadınlar işte, okulda, sokakta ve evlerinde güvenle yaşamalılar. Eşit eğitim, eşit iş ve ücret olanağı göz ardı edilmemeli.

8 Mart, kadınların insan hakları temelinde ekonomik, siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine dikkat çekmektedir. Dünya’da kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemlerini dile getirdikleri gündür. Dünya Kadınlar Günü, kadın hakları hareketinde bir odak noktasıdır. Tüm bunları 8 Martta hatırlayıp, 9 Martta unutmamalıyız.

  1. W. Robertson’un “Değiştiremeyeceğimiz bir geçmiş geride dururken, şekillendirip, sahip olabileceğimiz bir gelecek bizi bekliyor sözünden hareketle; kadınların şiddetten, baskıdan uzak yaşayacakları, toplumda hak ettiği saygınlığı görecekleri, her alanda daha fazla yer alacakları bir gelecek umudumu yüreğimden eksik etmiyorum.

Yaşam boyunca sezgisel yetenekleri, içgüdüsel doğasıyla, erkek egemen dünyaya meydan okuyup ve bütün bu süreçte de ‘kadın’ olmaktan vazgeçmemek değerli. Kişiliği ile birlikte kimliğini koruyan, unutmayan ve unutturmayan kadınlara selam olsun.

 

Mine Akçakoca Özgür