Öğretmen okulları

Alnımızda bilgilerden bir çelenk
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk
Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun,
Yurdum, seni yüceltmeye antlar olsun.

 

Yukarıya aldığım Öğretmen Marşı’nın tamamına internet sitelerinden ulaşabilirsiniz. Türkiye’de ilk Dârü’l-muallim(Öğretmen Okulu) 16 Mart 1848 günü İstanbul’da açıldı. Zamanla Edirne, Bursa, Konya’dan başlayarak diğer vilayetlere yayıldı. Yarın 173. Yıl dönümü.

Türk eğitim sistemi içinde Öğretmen Okullarının özel bir yeri vardı, yakın zamanlara kadar. Her alanda yaşanan değişim, bu kurumları da etkiledi. Zaman içinde işlevleriyle birlikte önemleri kayboldu. Görkemli yıl dönümleri tarihe karıştı, marşlar da söylenmez oldu.

Kastamonu’da Dârü’l-muallim 14 Şubat 1884 tarihinde açıldı, 1931 yılında kapandı. Birkaç yıl aradan sonra 1938’de Gölköy’de Eğitmen Kursu açıldı, 1940’da Köy Enstitüsü’ne dönüştü. Enstitü 1951’den sonra İlköğretmen Okulu adını aldı, 1975 yılına kadar devam etti, sonra öğretmen lisesine dönüştü ve işlevini bitirdi.

Dârü’l-muallimat yani Kız Öğretmen Okulu 1915’de açıldı, 1923’de kapandı. Bu konudaAçıksöz gazetesinde çok güzel yazılar yazılmış. Kastamonu kızları nerede okuyacak sorusu ısrarla sorulmuş. Muhtemeldir ki, aynı ilde iki öğretmen okulunun bulunması uygun görülmemiş. Bakanlık, kızların eğitimini de dikkate alarak, burada kız lisesi açılmasına karar vermiş;  müdür atanmış, öğrenci alınmış. Sonraki yıllarda, liselerde karma eğitim başlayınca lise kısmı iptal edilmiş, ortaokul olarak 1948 yılına kadar devam etmiş. Bu tarihten itibaren kız ortaokulu liseye devredilmiş. Okulla ilgili belgeler lisenin arşivindedir, araştırma yapacakların bilgisi olsun.

Kastamonu’da Kız Öğretmen Okulu ikinci kez 1956-1957 ders yılında eski lise binasında açıldı, ortaokul mezunları alındı. Binanın giriş katı idare ve dershane, son katı da yatakhane olarak kullanıldı. 1970-1971 ders yılından itibaren okul, şu an Eğitim Fakültesi’nin kullandığı küçük kampüse taşındı. Burada dershane, yatakhane, laboratuvar ve iş atölyesi, spor salonu ve dört dairelik lojman bulunuyordu. Bu okullardan mezun olanlara, son dönemde hem lise, hem öğretmen okulu diploması verildi. Okul 1974-75 öğretim yılı sonunda kapatıldı; onun yerine, ön lisans düzeyinde Eğitim Enstitüsü açıldı.

41 Sayılı KHK gereğince, 1982 yılında Eğitim Enstitüsü’nün adı Eğitim Yüksekokulu olarak değiştirildi ve Gazi Üniversitesi’ne bağlandı. Üniversite çatısı altında ilk ders yılımız  29 Kasım 1982 günü başladı. Okulun öğrenim süresi 1989 yılında 4 yıla çıkarıldı. 1992 yılında Eğitim Fakültesi adını alarak günümüze kadar geldi.

İlk Dârü’l-mualliminin açıldığı 1884 yılını esas alırsak, 137 yıldan beri öğretmen yetiştiren bir mâziye sahibiz demektir. Bu durumu dikkate alarak Eğitim Fakültemizin geçmişini de 1884 yılına kadar indirgemek gerekir. Nitekim Fakültenin girişimi sonucu, Üniversitemiz yönetiminin, bu doğrultuda aldığıbir kararı vardır, çok isabetli olmuştur.

Cumhuriyet döneminde Öğretmen Okullarına çok önem verilmiştir. Cumhuriyetin devraldığı öğretmen sayısı son derece düşüktür. 1926 yılındaki konuşmalardan anladığımıza göre, Türkiye’de köy ve mezra sayısı 40 bin olarak hesaplanmıştır. Her köye bir öğretmen hesabıyla 30 bin öğretmene ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Bu amaçla her yıl  üç bin öğretmenin kadroya alınması düşünülmüştür ki, bu sayılara hiçbir zaman ulaşılamamıştır. Yakın zamana kadar köylerde ilkokul, bazı il ve ilçe merkezlerinde branş öğretmenlerine olan ihtiyaç devam etmiştir.

Öğretmen yetiştiren kurumlar, 1975-1980 arasında çok sarsıntılı bir dönem yaşamış, bu okullarda eğitim öğretim çok aksamıştır.  Bunun sonucunda, gerekli branşeğitimini alamayan çok sayıda öğretmen sisteme dâhil olmuştur. Ayrıca öğretmen açığını kapatmak için, alan dışından da öğretmen alınmış; bu durum, her düzeydeki okullarda, eğitim öğretimin kalitesini etkilemiştir.

1975 yılına gelinceye kadar, Öğretmen Okulları, Millî Eğitim Bakanlığı’nın en gözde kurumlarıydı. Eğitim Enstitüsü ve Yüksek Öğretmen Okulunu bitiren seçkin mezunlar, bu okullara öğretmen olarak atanırdı. Bakanlık, tüm ihtiyaçlarını karşılamış, mezunlarını  hemen göreve başlatmıştır.

1982 yılında okulların üniversiteye bağlanması, bir yönden iyi olmakla birlikte, bazı noksanlıklar da görülmüştür. Her şeyden önce okulların yatılılık durumları kaldırılmıştır. 1992 yılında her ne kadar fakülteye dönüşüm olmuş ise de, eğitim fakülteleri üniversite sistemi içinde hep arka planda görülmüştür. 1982 yılından beri sistemin içinde bulunmuş biri olarak söyleyeyim ki, bugün de aynı düşüncedeyim.

Eğitim Fakültelerinin durumu ve öğretmen yetiştirme konusu yeni bir anlayışla ele alınmalıdır. ÖSYM sistemi içinde düşük puan alan öğrenciler Eğitim Fakültelerini tercih ediyor. Bu durum fakültelerdeki başarıyı önemli ölçüde etkiliyor. İlk üç sırada Eğitim Fakültelerini tercih edenlere, Milli Eğitim Bakanlığınca, mezuniyet sonrası atama garantisi verilmesi düşünülmelidir. Öğretmen kalitesini yükseltmeden eğitim reformu olamaz.

Bir diğer önemli konu, atama bekleyen öğretmen yığılmalarıdır. Eğitim Fakültelerine ihtiyacın üstünde öğrenci alındı, bu durum hâlâ devam ediyor. Bu yetmezmiş gibi, geçen yıllarda ikinci öğretim adıyla çok sağlıksız bir uygulama yapıldı. Ne yazık ki, Millî Eğitim Bakanlığı bunu seyretti. Yatsı ezanının saat 18’de okunduğu vakitlerde, saat 22’lere kadar ders yaptığımızı hatırlarım. Bundan nasıl bir kalite beklersiniz? Nüfus artışına göre beş yıl sonrasının öğretmen ihtiyacı hesaplanabilir. Bu rakamın %10 fazlası düşünülerek kontenjanları belirlemek mümkün. Eğitim Fakültelerini bitirenler, öğretmenlik dışında bir mesleği yapamazlar. Bu nedenle atanamayanların ıstıraplarını asla göz ardı edemeyiz.

En önemli konu, nitelikle birlikte, öğretmen adaylarına meslek ruhunu kazandırmak gerekiyor. Fakülte düzeni başladığından beri, bu ruhun, her sene azalarak kaybolduğu düşüncesindeyim. Bugün, Öğretmen Marşı’nın dizelerinde vurgulanan “Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun, Yurdum, seni yüceltmeye antlar olsun” sözlerindeki heyecanı  öğretmen adaylarına  yeniden aşılamak gerekiyor.

1964’den beri eğitim sisteminin içindeyim. İlkokul öğretmenliğinden üniversite öğretim üyeliğine kadar her düzeydeki okullarda ders verdim; meslek hayatımın 30 yılı yönetim görevlerinde geçti. Bu konularda kanaat belirtmeye kendimi yetkili görüyorum.Eğitim sisteminin merkezinde öğretmen var. Bunu görmeden, anlamadan eğitimde başarı sağlamak asla mümkün değildir. Eskiden okullarımızın fizikî mekânları bugünkü gibi iyi değildi ama nitelikli öğrenciler yetişiyordu. Hiç düşündünüz mü, acaba neden?

 

 

 

 

 

MUSTAFA ESKİ