Sene-i Devriye

Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Her yeni seneye girerken iyi dilekler temenni ediliyor, umarım ve dilerim ki 2022 tüm iyi temennilerin kabul olacağı bir yıl olur, önce sağlık getirir, beraberinde mutluluk.

Her gelen yeni sene bir öncekini arattırıyor, 2021 yılına girerken kapalı olan birçok işletmeler bu yılbaşı gecesinde covid, corona, yeni varyant’larda önemli değil diyerek bir önceki yılın acısını çıkarırcasına yeni tanımlamayla lebalep doldu. Getirisi birkaç haftaya belli olur.

Temennim, 2022 yılı; tüm insanların birbirlerini uzaktan görerek değil, yan yana gelerek, omuz omuza vererek, maskesiz mesafesiz gezerek, sağlıklı ve mutlu geçirebilecekleri yılların başlangıcı olsun.

Bu temennim tutar mı? Bilemiyorum zira daha önce “Saldık çayıra” başlıklı yazımda bahsetmiştim denetim ve caydırıcı cezalar olmazsa insanları kendi hallerine bırakırsanız bizlerde bildiğimizi okuruz. Hastalıkmış, hastaneymiş, yoğun bakımmış sonu ölümmüş umurumuzda olmaz.

Öncelikle şu virüs denilen şey hayatımızdan çıksın ve bu yüzden ölümler dursun, hayat normale dönsün yeni normal falan istemiyoruz eski normalimiz bize yeter.

Öyle tanıtımlar yapalım ve ilimizi cazibe merkezi haline getirelim ki yüzbinlerle ifade edilen turist sayımız milyonlarla ifade edilmeye başlasın, zira Kastamonu bunu hak ediyor.

İlimizin hızla büyüdüğü söyleniyor, büyüsün hatta büyükşehir olsun ancak bu büyüme çok iyi bir şehir planlaması ile olsun ki eski değerlerimiz kaybolmasın.

Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ancak sosyal hayat içinde birbirimize saygı göstermek zorundayız, balık baştan kokar misali öncelikle siyasilerin konuşma üsluplarını acilen düzeltmeleri gerekiyor burada imam şunu yaparsa örneğini vermek istemiyorum.

Şunu da yazmadan geçemeyeceğim.

Unvanı seven unvandan motive olan insanlar var, teorik bilgiler almış, okumuş ancak iş pratiğe geldiğinde hiç bununla ilgili bir tecrübesi olmamış kişiler isminin önüne yerleştirdikleri unvanlarla geçmiş hayatlarında yaşayamadıkları hazları yaşamaya çalışıyorlar. Örneğin okul döneminde bir otelde veya restoranda müşteri davranışlarını öğrenmiştir ancak gerçek hayatta kendisine bağırıp çağıran bir müşteri karşısında şaşırıp kalır ve karşılık olarak nasıl hareket edeceğini algılayamaz ve sanır ki o isminin önüne yerleştirdiği unvan veya unvanlar sayesinde dokunulmazlığı var.

Ne olabilir ki artık bir üniversitede profesör, doçent, doktor unvanını almış öğretim üyesi ile karşılaştığımızda ve doktor unvanını gördüğümüzde “şuramda bir ağrı var ne önerirsiniz?” diye soran insanlar varsa hekimliği de verilen unvanları da yerine oturtamıyoruz demektir.

Unvanlar hayatın her alanında önemli ancak insanlık tüm unvanlardan daha önemli, önce insan değilseniz isminizin önüne koyduğunuz veya paylaştığınız unvanların hiçbir değeri yok.

 

Bülend Çadırcıoğlu