Şiir üzerine düşünceler

“Tadı yok sensiz geçen ne baharın, ne yazın,
Kalmadı tesellisi ne şarkının,  ne sazın.”

Şiir, bugünkü yaşantımızı pek güzel anlatıyor. Bilinen sıkıntılardan bunalmıştık, ancak pandemi başlayınca her şeyin tadı iyice kaçtı. Zevk, sefa, açlık arka planda kaldı, şu an yaşam mücadelesi veriliyor.

Uzun zamandan beri şiir üzerine yazı yazmak istiyorum. Toplumsal konulardan kendimizi soyutlamak mümkün değil. Ancak bazen farklı konularla teselli bulmak ihtiyacını hissediyorum. Edebiyat,güzel sanat dallarından biri; tıpkı resim, müzik, heykel, mimarî gibi. Biliyorsunuz, edebiyatın şiir, roman, hikâye, deneme, tiyatrogibi dalları var.  Şiir yazmak hem zor, hem güzel. Herkes şiir yazamaz. Hele vezinli ve kafiyeli, yani ölçülü şiir yazmak yetenek ister. Kalem şairleri şiirlerini yazıya döker, halk ozanları ise doğaçlama söyler.Her iki ekolün seçtiği konular, kullandığı nazım şekilleri ve kafiye anlayışları farklıdır.

İzleyebildiğim kadarıyla şiir vâdisinde gözle görülür bir gerileme var. Bugünün gençleri şiir yazmıyor. Toplum da şiire pek itibar etmiyor. Zaman içinde değerler değişiyor. Şiir yazanların sayısı eskisi gibi çok değil. Uzakları bırakalım, yakın zamanın şairleri seviyesinde şiir yazan kaç kişi var bugün?

Yüz yıl öncesine gittiğimiz zaman, gazete ve dergilerde çok fazla şiire rastlıyoruz. Hem yetişkinler hem de okul çağındaki gençler şiir yazmış. Bu şiirler, vezinli ve kafiyeli yani ölçülü şiirler. Genellikle aruz vezni kullanılmış.Dizeler arasında ahenk sağlamak için mutlaka kafiye var şiirlerde. Kelimelerdeki anlam derinliği bugünkü şiirlerde görülmüyor.

Araştırma yaparken dikkatimi çekti,  bizim lisenin öğrencilerine ait çok fazla şiir var gazetelerde.  Orhan Şaik Gökyay, Arif Nihat Asya, Rodoslu Bahri Vedat ve daha sonra Rıfat Ilgaz güzel şiirler yazmış. Bu kültür başka liselerde de vardır mutlaka.  Öğretmenler, öğrencileri teşvik etmiş, gazeteler şiirleri zevkle yayımlamış. Bugünkü yerel basında ne öğretmenlerin, ne de öğrencilerin şiirlerine rastlamak mümkün değil. Bunun sebebini soruyor insanlar. Kültür ve ortam farkı demek mümkün mü acaba?

Genel anlamda bakıldığında öğrenciler güzel sanatlarla ilgilenmiyor. Liselerdeki fen ağırlıklı eğitim sistemi ortalığı çoraklaştırdı. Biz sanıyoruz ki hep fen dersler ile uğraşırsak çok başarılı oluruz. Oysa güzel sanatlar, disiplinler arasındaki bağlantıyı sağlar; duyguları, düşünceleri geliştirir.Bir anlamda ruhumuzu ferahlatır, estetik düşüncenin önünü açar.

Şiir konusunda her şey öğretmenle başlıyor. Sınıf seviyesine uygun şiirler okutulmalı, hatta bazılarının ezberlenmesi teşvik edilmeli. Güzel şiir okuyanlar çeşitli şekillerde ödüllendirilmeli. Yazma konusunda da aynı yöntem izlenebilir. Şiirler önce okulun duvar gazetesinde, sonra da yerel gazete ve dergilerde yayımlanmalı. Teşhir, en önemli teşviktir. Eskiden “mârifet, iltifata tâbidir” diye bir söz kullanırdı.

Ortaokul ve lise çağlarımızda, öğretmenlerimiz bizi şiir okumaya ve yazmaya  özendirirdi. Önemli şairlerin şiirlerini ezberler, sınıf huzurunda veya bazı özel günlerde okurduk. Namık Kemal’i vatan şairi olarak tanıdık. “Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin/ Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten” veya “ Bâis-i şekva bize hüzn-i umumidir Kemal/ Kendi derdi gönlümün billah gelmez yâdına” dizelerini herkes hatırlar.

Şiirlerde vatan sevgisi yanında, özgürlük duygusu da işlenirdi. Tevfik Fikret’in şiirleriyle özgürlüğü, bağımsız düşünceyi tanıdık. “Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem per u bâl/ Kendi cevvim, kendi eflâkimde, kendim tâirim/  İnhinâ tavk-ı esaretten girandır boynuma/ Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim”dizeleri hâlâ belleğimdedir.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi adlı şiiri en çok hatırda kalanlardan. Akıncı, en kolay ezberlenen bir şiir; okurken, atların Tuna’yı geçişlerini hayal ederdik. Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirini ezberleyip sınıf huzurunda okuduğum zaman, Türkçe öğretmenimiz rahmetli Neşet Hacıbekirler ne kadar mutlu olmuştu.

Mehmet Akif’in, Çanakkale Şehitleri manzumesinidinlerken yüreklerimiz çarpar. Bizim insanımız kahramanlık şiirlerini çok sever. Bugün de Sakarya Türküsü, Kuvâyı Milliye Destanı, Bayrak Şiiri çok okunuyor.

Siyaset ve ideoloji, şiir konusunda ikilem yarattı ne yazık ki. Şairlerimizi değerlendirirken önce siyasal gözlükle bakıyoruz. Kendi görüşümüze yakın olup olmadığını irdeliyoruz. Bu çok yanlış, sığ bir düşünce tarzı. Yazarın siyasal görüşü bizi ilgilendirmez;  yazdığı şiirin sanat değerine bakmalıyız. İtiraf edelim, bugün hepimiz aynı yanlışı yapıyoruz. Şairlerimize haksızlık ediyoruz, onları siyaset terazisinde tartmaya hakkımız yok. Ne yazık ki toplum, bu konuda birkaç parçaya bölünmüş vaziyette. Herkes kendine göre bir değer yaratmaya uğraşıyor.

Halk ozanlarımız kendi başlarına bırakılmış. Uzun yıllar kahve köşelerinde, düğünlerde çalıp söylediler. Halk, şiir zevkini onlardan aldı.Bugün televizyonlarda pek fazla yer buldukları söylenemez. Şiirimizin gerçek pınarı ozanlar; asırlardır geleneklerini sürdürüyorlar. Onların da nesli tükenmek üzere ne yazık ki.

Şairler ve şiirler; daha doğrusu sanatçılarımızve eserleri siyasete, ideolojiye asla malzeme yapılmamalı. Sanatçı herkesin gönlünde yer etmesini bilmeli. Bizim de şairlere bakışımız, ön yargılarımız oluyor, mutlaka değişmeli. Eserlerde hep sanatı aramalıyız.Toplumsal birliği sağlamak için ortak değerler yaratmalıyız.

Eskisi kadar olmasa da şiir pınarlarındanyine sular damlıyor. Bizim lisenin mezunlarındanedebiyat öğretmeni Yalçın Ekmekçi, şiir ve musiki ile meşgul bir kardeşimiz, güzel de kanun çalar.Geçen ay, Ilgazlar’ın Ötesi adıyla güzel bir şiir kitabı yayımlamış, tebrik ediyorum;sağ olsun,bana da göndermiş.138 sayfalık kitapta 89 şiir saydım. Bazılarını arûz vezniyle yazmış, çok dikkatimi çekti. Çoğu insanın serbest tarzı yeğlediği bir dönemde arûzla şiir yazmak çok önemli. Şiirlerin bazılarını tanıdığımız müzisyenler, bir kısmını da kendisi bestelemiş; notalarıyla birlikte eserin sonuna eklemiş. Ilgazların Ötesi sözü esnek bir kavram. Ankara’dan mı, yoksa Kastamonu’dan mı bakışınıza bağlı. Bu tercihi kendisine bırakalım.

Kitabın kapak tasarımını, tanınmış ressamlarımızdan Sabri Akça hazırlamış. Sabri Bey ortaokul yıllarımda, Fethi Bey’den sonra benim de hocam olmuştu.

Şiirle, sanatla uğraşacağımız güzel günlerimiz çok olsun.

 

 

MUSTAFA ESKİ