Felsefeyi sevmek

İnsan, dünyaya geldiğinden beri düşünüyor. İlk aklına gelen sorular; ben kimim,  nasıl yaratıldım, niçin geldim, ne yapmak istiyorum? Uzay denilen boşlukta milyarlarca yıldız, güneş, ay; şimşek, fırtına, gece ile gündüz. Dünya nasıl yaratıldı, nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Her gün binlerce soru sordu, cevap aradı insan. Bazılarına çözüm buldu, rahatladı; diğerlerini merak edip araştırdı. İki husus çok önemliydi; yaşamak için yemek ve can güvenliği. Özellikle yırtıcı hayvanlardan korunmak. Ateşi buldu, ısındı; taşları yonttu, ilkel silahları yaptı; ev olarak basit kulübeler inşa etti. Çevresinde olup bitenlere akıl erdirmeğe çalıştı, çoğu zaman korktu. Aciz bir varlık olarak evrenin oluşumunu merak etti. Bunları kim yapıyordu, nasıl oluyordu, somut bir güç var mıydı? Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağına göre idare eden bir güç aradı. İnanç sistemine giden yol böyle açıldı. Binlerce yıldır gizemli konularla meşgul.

Cevaplayamadığı soruları, metafizik yoluyla açıklamaya çalıştı.  Ancak devir değiştikçe sorunlar ve sorular da çoğaldı. Öyle görülüyor ki bunun sonu gelmeyecek. Bugünkü dünyada, bilimin de, felsefenin de işi zor. Ancak onların görevi de bunlarla uğraşmak, çözüm bulmak.

Nereden nereye geldiğimizi öğrenmek için, iki sahada bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Birincisi düşünce tarihi, diğeri bilim tarihi. Ne hikmetse ikisinden de uzaktayız. Bilgisizliğimiz yüzünden sorulara dogmatik, sığcevaplar verip geçiştiriyoruz. Öğrenmek de istemiyoruz.

Analitik düşüncenin oluşması için, aileden başlayarak her türlü eğitim kurumlarında sorgulamanın önünü açmalıyız. Bunun için özgürlük şart. “Sen neden öyle düşünüyorsun?” sorusunun karşılığı, “ben de böyle düşünüyorum.” olmalı. Yaşa göre felsefe, düşünce hayatımıza yerleşmeli. Aile ve toplum uygun ortam hazırlamalı.

Liselerde felsefe dersi pek sevilmezdi; hatta yakın tarihlerde seçmeli ders şeklinde okutulduğu da oldu. Şimdi öğrencilerin ilgisi ne durumdadır bilmiyorum.

Lise yıllarımızda, edebiyat kolları için felsefe, sosyoloji, mantık dersleri tek çatı altında toplanmıştı. Ben edebiyat kolu mezunu olduğum için her üç dersi de okudum. Bu gruptaki dersleri çok sevdim ve son sınıfta, sözlü yapılan sınavda en yüksek notu alarak mezun oldum. Şüphesiz ki dersi sevmenin  önemli etkenlerinden birisi öğretmenin tutumudur. Öğrenmek için dersi sevmek, istekli olmak gerekir. Diğer türlüsü mecburiyetten kaynaklanır, not almak için çalışırsınız.

Lise yıllarımızda çok değerli öğretmenlerimiz oldu. Onlardan yaşayan kimse kalmadı. Bugün Felsefe öğretmenimiz Leman Okay için bir şeyler yazmak istedim. Zira felsefeyi bana sevdiren odur. Sevdin de ne oldu diyeceksiniz belki. Öz güvenimi ve konuşma yeteneğimi felsefe dersinde kazandım. Bunun için hocamı rahmetle anıyorum. Ayrıca eşi Muzaffer Bey’in hayat çizgime dokunan bir iyiliği olmuştur ki, daha önce bir vesileyle söz ettim.

Leman Hanım 1919 doğumlu. Ankara’da DTCF Felsefe bölümünden 1949’da mezun olmuş. 1951’de Fransızca öğretmeni Muzaffer Bey’le evlenmiş. Bizim lisenin “ağır top” dediğimiz saygın hocalarından biriydi. En son Ankara Yıldırım Beyazıt Lisesi’ne gitti ve oradan emekli oldu. 15 Eylül 2015’de veda etti bizlere.

Felsefe grubu dersleri yoğun olduğu için en fazla Leman Hanım’la karşılaşırdık hafta içinde. Dersi bizim anlatmamızı isterdi. Hazırlıklı gelirdim. Felsefe, sosyoloji ve mantık derslerinden birinde veya ikisinde her hafta bir konu anlatırdım. Leman Hanım sınıfa göz atar, kim anlatacak diye sorardı. Pek ses çıkmazdı sınıftan. Hazırım der gibi yüzüne bakardım. Tebessüm eder,“gel çocuğum” derdi.

Felsefe soyut bir ders olduğu için anlatımı zordur.Üstelik arada hocanın sorularına da cevap vermek gerekir. Bu şekilde ders anlatmam benim sonraki hayatımda çok işime yaradı. Birincisi,dersi sevdim, felsefeye ilgim arttı. Ders vesilesiyle konularda geçen fikir adamlarının hayatlarını okudum. Hangi özelliklerinden dolayı kitaplarda adlarına yer verildiğini öğrendim. Sokrates, Platon, B. Spinoza, E. Durkheim, R. Descartes, F. Bacon, G.W. Leibniz, Montesquieu, I. Kant, J. Locke, J.J. Rousseouaklımda kalan isimler. O günlerde filozofların hayatlarını, dünya görüşlerini öğrenmeye çalıştım, farklı düşünceleri kavrama yeteneğim gelişti.

Sokrates bilgi, ahlâk ve erdemi esas alır; ona göre insan, önce kendini bilmelidir. Descartes der ki, bir problemi çözerken basitten zora doğru hareket edeceksin. Ve yine “düşünüyorum, öyleyse varım” sözü de ona aittir. I. Kant, hiçbir bir bilgi incelenmeden, eleştirilmeden doğru kabul edilemez görüşünü savunur. Montesquieu yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrı olması fikrini ortaya koymuş. Şimdi güçler ayrılığı diyoruz. F. Bacon;  bilimle doğa arasında ilişki kurar ve bilimin doğayı aydınlatmasını ister.J. Locke, her türlü otoriteye karşıdır, aklın önderliğini savunur, liberalizmin öncüsüdür. AugusteComte sosyolojinin kurucusudur.

On seneden fazla oldu sanırım, fakültede,Düşünce Tarihi dersi vardı. Birkaç yıl zevkle okuttum. Nedense sonra kaldırıldı; fikrî derinliği olmayan dersler kondu programa. Tüm fakültelerde, iki dersin mutlaka okutulmasını öneririm: Düşünce Tarihi ve Çağdaş Dünya Tarihi. Bu derslerin içeriklerine yabancı kalanların, çağdaş insan olamayacağını söyleyebilirim.

Felsefe iklimi topluma hâkim olursa insan düşünür, sorgular; neticede seçenekli çözümler üretir,ufku genişler. Aksi halde sığ, yoz düşüncelerin içinde bocalayıp gider.

—————-

Not: Fotoğrafı, Leman Hanım’ın kızı Sayın Berrin Okayhallaçoğlu gönderdi, teşekkür ederim.

MUSTAFA ESKİ