Plüton’un suçu ne?

Bir insanın yaşını tahmin etmek için sorabileceğiniz sorulardan birinin ‘kaç gezegen biliyorsun?‘ olabileceği hiç aklınıza geldi mi?

İlk ve ortaokulu 2006’dan önce okuduysanız dokuz, sonra okuduysanız sekiz cevabı verirsiniz. Yani sekiz diyenler genç, dokuz diyenler daha yaşlıdır.

Fark Plüton’dan geliyor. Kendisi aydan bile daha küçük olan,Chaton, Nix ve Hydra adlı üç uydusu olan son gezegen. Bizden 5 milyar kilometre ötede.

Biz dokuz gezegeni bilirken, 2005’te Eris ve devamında Makemake, Haumea, Ceres keşfedilince ve bunların Plüton ile aynı özelliklere sahip olduğu anlaşılınca bu işin sonu olmadığını gören astronomlar (Uluslararası Astronomi Birliği) 24 Ağustos 2006’ da gezegen olmak için 3 şart koydular:

  • Güneş etrafında dönmek,
  • Küresel olmak,
  • Etrafında uydularından başka bir nesne olmaması yani etrafının temiz olması.

Yeni bulunan gökcisimlerinin önünü keselim derken ilk iki şartı sağlayan Plüton’unda dağınık ve paspal yapısı sebebi ile etrafı temiz olmadığı ortaya çıktı ve gezegenlikten atıldı. 1930 yılında güneş sistemine dâhil edilen Plüton 2006 da kendini kapı önünde buluverdi.

İnsanoğlu olarak bu konuda hiç empati yaptık mı? Acaba. Düşünsenize bir gün elinize sarı zarfta bir kâğıt geliyor ve okuyorsunuz ki,

 

‘Sayın Plüton;

Yapılan incelemeler neticesinde gezegen olmadığınız halde gezegenmiş gibi güneş sistemi etrafında dönüp durduğunuz tespit edilmiş olup Güneş sistemi gezegenlik listesinden çıkartılmış bulunmaktasınız.’

                                                                                                      e-imzalıdır

                                                                                                         NASA

 

Evrakı alan Plüton’un yerine kendinizi bir koyun, nasıl yıkılmıştır gariban. Belki de bir uzay kahvehanesinde Jüpiter ile aralarında söyle bir sohbet geçmiştir:

  • Jüpiter abey, baksana ya atmışlar beni sistemden, nereye giderim ben şimdi?
  • N’oldu lan, kim attı? Bi dur ağlama.
  • İnsanoğlu attı abey. Neptünde aynı ona bir şey deyen yok tabii. NASA’da adamımız yok ki. Üç uyduynan açıkta kaldım. Bu yaştan sonra başka galaksiyede gidemengayrık. Sen bilüsün söyle Jüpiter abeynediyin ben şimdi?
  • Ya dur oğlum,pazartesi olsun bir konuşuruz. Sıkma canını.

Ya da Jüpiter ile Plüton arasında geçen diyalog acaba başka türlü olabilir mi?

  • Jüpiter abey, şu insanoğlu ne komik şey ya! Baksana aklınca beni Güneş sisteminden atmış.
  • İnsanoğlu kim lan?
  • Ya varya abey Dünya, üçüncü gezegen. Bunlar orda yaşıyor.
  • Onlara meteor çarpmadı mı? Yok oldularıdı onla.
  • O dediğin 65 milyon yıl önceydi. Dinozorlar gitti, bunlar geldi abey. Bunlar ancak yüz yıl yaşıyor.
  • Yüz yıl mı? Yüz yıl yaşasam ben yaşadım bile demem valla.
  • Kendi kendilerine sistem kurup beni bi alıyorlar,bi atıyorlar abey. Ne ettükleride belli değil.
  • Bunlar şu uyduları yollayıp habire fotoğraf çekenler değil mi?
  • He abey… O röntgenciler işte.
  • Bir gün tersime gelecek yollayacağım asteroiti, dağıtacağın uyduyu, görecekler fotoyu.
  • Ya abey, o değil de ben şurda milyarlarca yıl adabımınandönüyongüneşin etrafında, bunlara bir şey dediğim yok. Onlar üç beş bin yıllık geçmişine güvenip vay liste yaptık gezegensin, yok listeden çıkarttık gezegen değilsin. Çok umrumdaydı benimde.
  • La oğlum, sen dönmene bak, çocukla çocuk olma, uyma bırak.

Sizce hangisi?

Astronomiye ilgimiz, merakımız yazının tarihi kadar eskidir. İlk uygarlıklarda daha teleskop bile bulunmadan birçok yıldız ve gezegen keşfedilmiş ve günümüzde de tüm gelişmiş ülkeler astronomiye büyük yatırımlar yapmaktadır. Hepsi uzayda ne olduğunu merak ettiğimiz için.

Acaba oralarda da bizi merak eden birileri var mı?

 

FEZA TİRYAKİ