Rondo Alla Turca

Lüksemburg’da bir cadde üzerinde bankta oturup sokak çalgıcılarından Avusturyalı bestekâr Mozart’ın Türk marşını dinlerseniz güzel bir sürpriz olur. 2017 yılında bana öyle oldu.

Türk Marşını el memleketinde hem de ecnebi sokak çalgıcılarından aniden duymak insanın içini ısıtıyor elbette. Üstelik bestekârı da başka bir yabancı, hem de ünlü mü ünlü, büyük mü büyük bir sanatçı olunca.

Peki, nedir bu marşın hikâyesi acaba?

Wolfgang Amadeus Mozart (JohannesChrysostomusWolfgangusTheophilus Mozart) (d. 27 Ocak 1756 Salzburg, Avusturya – ö. 5 Aralık 1791 Viyana) Klasik Batı Müziği’nde Klasik dönemin etkili ve üretken bestekârlarından biridir.

Wolfgang Amadeus Mozart, 27 Ocak 1756 yılında Avusturya’nın Salzburg kentinde doğmuştur. Babası Leopold Mozart, ablası ise Nannerl Mozart’tır. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası’nda keman çalan, birçok beste ve keman için bir metot yazan bir müzikçiydi. Mozart, henüz çocukken müzik dersleri almaya başladı. Hatta bu dönemde bazı eserler besteledi. Müzik otoriteleri Mozart’ın henüz çocukken bestelediği eserlerde bile müzikal dehasının izlerinin görüldüğünü belirtir.

Daha küçük yaşta kendiliğinden çaldığı piyanoda, parçaları babası dikkatle dinliyor, notalarını yazıyordu. Babası onun üstün kabiliyetini bütün dünyaya tanıtabilmek için Avrupa’nın başkentlerinde uzun bir konser turnesine çıkardı. Dinleyiciler bu sakin tavırlı küçük çocuğun kabiliyetine hayran olmuşlardı. Mozart her gittiği yerde alkış topluyordu. Viyana’ya, Paris’e, Londra’ya gitti. Londra’dayken keman için 6 sonat besteledi. Ayrıca ilk senfonisini de tamamladı.

1762 yılında, Bavyera Elektörlüğü’nün başkenti Münih’te, Bavyera Kurfüstü (Elektör prensi) lll. Maximillian’ ın sarayında konser verir. Aynı yıl Prag ve Viyana’da da imparatorluk saraylarında konserleri olur. Konser turu, üç buçuk yıl sürdü. Viyana’ya 1767’de giden ikili, burada 1768 yılının kasım ayına kadar kalırlar. Bu gezi sırasında Mozart çiçek hastalığına yakalanır. Sonradan iyileşmesi babası Leopold tarafından Tanrı’nın oğlu için sevgisini temsil eder.

Salzburg’da geçen bir yılsonunda, üç kez İtalya’ya yolculuğa çıkar. 1769 Kasımından, 1771 Martına kadar, 1771’in ağustosundan kasım ayına kadar ve 1772 Ekimi 1773 Martı arası dönemde Mozart, üç opera besteler: “MitridateRèdiPonto” (1770), “Ascanio in Alba” (1771) ve “LucioSilla” (1772). Üç opera da Milan’da sahnelenir.

Mozart36 yaşını doldurmadan 5 Aralık 1791’de Viyana’da ölür. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırılır. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart’ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömülür. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemez, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamaz.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın içinde “Türk Marşı” olarak bilinen “Rondo Alla Turca”yı da içeren 11 Numaralı Piyano Sonatı’nı 1783’te Viyana’da ya da Salzburg’da bestelediği düşünülüyor. Eser, 1784’te dönemin en önemli müzik firması Artaria tarafından dinleyiciyle buluşturulur.

2.Viyana kuşatmasının 1683’te yenilgiyle sonuçlanmasının hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Avrupa için önemli sonuçları olur. Osmanlı’nın Tuna Nehri’nin batısında fetih yapamayacağı fikri iki tarafta da güçlenirken 1699 Karlofça Anlaşması’yla nihayete eren süreç, Osmanlı’nın gerileme döneminin başlangıcı olarak görülür. Yüzyıllardır bölgeyi etkileyen “Osmanlı tehdidi”, 18. yüzyılla birlikte ortadan kalkarken özellikle Viyana’nın kültürel hâkimiyetindeki çevrede “Türk” bir korku objesi olmaktan çıkarak “egzotik” bir simgeye dönüşür. Bunun sanatta zaman zaman oryantalist zaman zaman gerçekçi karşılıkları olur.

İşte bu egzotik algının Mozart’a Türk Marşını yazdırdığı tahmin edilmektedir.

1783 yılında Avusturyalı bir bestekârın Türk Marşı adını verdiği eserini 234 yıl sonra 2017 yılında Lüksemburglu sanatçılardan dinleyebiliyorsak anlamamız gereken sanatın, müziğin sadece mekânsal değil zamansal olarak da sınır tanımadığıdır.

Sanatla, müzikle kalın..

 

FEZA TİRYAKİ