Dış politikadaki gelişmeler

Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, bütün uluslar için rehber olmalı. Savaşın olduğu yerde acı, gözyaşı, ölüm ve yoksulluk vardır. Son yüz yıl içinde dünya iki büyük savaş gördü. Milyonlarca insan öldü, geride maddî ve mânevî büyük bir yıkım kaldı. Kaybedenler kadar kazananlar da zararlı çıktı.

Büyük devletlerin, bu iki savaştan bazı dersler aldığı görülüyor. Yetmiş yıldır toplu bir savaşın içinde yer almadılar,ikili veya bölgesel çatışmaları desteklediler.Çatışmalar kendi topraklarından uzakta meydana geldiği için doğrudan etkilenmiyorlar. Günümüz diliyle buna vekâlet savaşlarıdeniyor.

Büyük devletlerin bir başka savaş yöntemi de terördür. Örgütleri doğrudan veya dolaylı yoldan destekleyerek sonuca gidiyorlar. Para ve silah yardımı yapmak suretiyle çatışmalar yaratıyorlar. Teröre maruz kalan ülkeler, bunu önlemek için kaynaklarını gereksiz yere tüketiyor.

Türkiye coğrafî konumu itibariyle son derece stratejik bir noktada bulunuyor. Doğu batı ekseni üzerinde olması bir yana, iki deniz arasında dünyanın iki önemli boğazına sahip. Bu durum, denizcilik açısından ülkemizin değerini artırıyor.

Türkiye bölgesinde önemli bir güç. Bu durum komşularımızı rahatsız ediyor. Aramızda tarihten gelen sorunlar var, bunlara yenileri de eklendi.Büyüyen ve gelişen Türkiye’den sadece komşular değil başka ülkeler de endişe duyuyor.

Dış politikada sağlıklı bir yol izleyebilmek için gücümüzün ne olduğunu iyi bilmemiz gerekiyor. Sağlam ekonomi, güçlü ordu ve bunlara dayalı güçlü bir dış politika. Görülüyor ki her işin başı ekonomi. Bu nedenle Türkiye,öncelikle ekonomisini güçlendirmek zorunda.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı hariç tutulursa, Türkiye son yüz yılda barışçı bir dış politika izledi, savaşlara katılmadı.  Arada Yunanistan ile küçük çaplı sürtüşmeler olmakla beraber, sorunlar NATO çerçevesinde çözümlenmeye çalışıldı.

Dış ilişkilerde öncelik her zaman komşulara verilmelidir. Ev alırken bile,  “ev alma, komşu al” deriz. Komşularla birlikte yaşamak zorundayız. Bu nedenle ilişkilerimizi geliştirmeli, aramızdaki sorunları asgari düzeye indirmeliyiz. Gerilimin, kavganın iki tarafa da faydası olmaz.

Yunanistan ile Kıbrıs, Ege adaları, kıta sahanlığı gibi temel sorunlar devam ediyor. Buna doğu Akdeniz de eklendi.  Rusya ile ilişkiler iyi gözükmekle birlikte, büyük devletlerin politikasına güven olmaz. İsmet İnönü diyor ki,büyük devletlerle ilişki kurmak ayı ile yatağa girmeye benzer, uyurken bile gözün açık olacak. Son yıllardaki olaylara bakınca, bu sözün ne kadar doğru olduğu görülür.

Türkiye son on yıl içinde asıl sıkıntıyı Suriye, İsrail ve Mısır’la yaşadı. Suriye ile ilişkilerimizde Hatay konusu, Fırat’ın suları ve terör en nemli konulardı. Ancak 1998 Adana Mutabakatı’ndan sonra düzeldi ve 2011 yılına kadar olumlu bir şekilde devam etti. Ortak bakanlar kurulu toplantısı, vizelerin kaldırılması, üst düzey ziyaretler bir bahar havası yarattı. Bu güzel ilişkiler Arap Baharıyla birlikte bozuldu, bugünkü durum ortaya çıktı. Türkiye, Suriye konusunda ABD’nin oyununa geldi. Amerika Fırat’ın doğusunda otonom bir yapı kurmak istiyordu, bunun için Suriye parçalanmalıydı.Türkiye ise Suriye’nin  demokratikleşmesiniarzu ediyordu.Amerika emeline ulaştı, Suriye’nin toprak bütünlüğü bozuldu, Fırat’ın doğusu ABD’ninhimayesine geçti. Bununla da yetinmedi, çok büyük miktarda silah ve mühimmatı da örgüte hediye etti. Bu durumdan en kârlı çıkan ülke Rusya oldu. Denize düşen yılana sarılır misali, içerde sıkıntılar başlayınca Esat yönetimi Rusya’nın desteğine sığındı. Rusya, tarihte ulaşamadığı fırsatı yakaladı ve Akdeniz’e yerleşti.

Suriye’deki iç karışıklık nedeniyle binlerce insan ülkeyi terk etti, Ürdün ve Türkiye’ye sığındı. Bugün Türkiye’de, Suriye kaynaklı ağır bir sığınmacı sorunu yaşanıyor. Bunun gelecek yıllara yansıması daha büyük sıkıntılar yaratacaktır.

Mısırla ilişkilerimiz düzgün gidiyordu. Demokratik yolla iktidara gelen Mursi 2013 darbesiyle düşürüldü. Mısır, demokrasi açısından eline geçen fırsatı iyi değerlendiremedi. Seçimle gelen seçimle gitseydi Arap dünyasına örnek olabilirdi. Ne var ki, ABD ve Arap ülkeleri monarşilerin devamını istiyorlar. Türkiye Mursi yanlısı bir politika izlediği için bugünkü yönetimle ilişkileri bozuldu. Şunu unutmayalım, uluslar arası ilişkiler şahıslarla değil devletten devlete yürütülür.

Mısır bölgemizde önemli bir ülkedir. Libya meselesinde karşı karşıya gelmiş olsak da doğu Akdeniz’de komşumuzdur, ortak çıkarlarımız vardır. Son günlerde ilişkilerde bir değişimin başlamış olması iki tarafın da menfaatinedir. Mısır’la ilişkilerin yumuşaması diğer Arap ülkeleriyle münasebetleri de normalleştirecektir.

İsrail ile olan ilişkiler arzu edildiği gibi gitmiyor. Özellikle Mavi Marmara olayından sonra ilişkiler çok gerildi. Buna ilave olarak Filistinkonusu da iki ülke arasında önemli bir sorun. Ancak İsrail sadece Orta Doğu’daki bir devlet değil. Başta ABD olmak üzeredünyada önemli bir siyasi güce sahip. ABD’de üç lobi bulunuyor; İsrail, Rum ve Ermeni.Türkiye uzun yıllar Rum ve Ermeni lobilerine karşılık İsrail lobisinden yararlanmıştır.

Diğer bir konu, Türkiye için Kafkasya çok önemlidir, unutmayalım ki burası Rusya’nın arka bahçesidir. Bizimle arası bozuk olan Ermenistan, ABD ile ilişkiler kurmak suretiyle Rusya’nın nüfuzundan kurtulmak istiyor. Türkiye ile ilişkiler düzelmeden bunun mümkün olmayacağı bilinmelidir. Ermenistan’ın dışa açılması ancak Türkiye ile mümkündür. Ermeni soykırımı iddiaları ve Azerbaycan ile sorunlar ortadan kalkmadan, ilişkilerin düzelmesi beklenmemelidir.

Türkiye Ermenistan sınırı açılmalı;  karayolu ve demiryolu bağlantıları kurulmalıdır. İlişkilerin düzelmesi için Türkiye tarafından yapılan önerilere sağduyulu bir yaklaşım gösterilmeli. Geçmişe takılıp kalmak, geleceği ipotek altına almak demektir.

Görülüyor ki çevremizdeki ülkelerle başlattığımız sıfır sorun politikası on yıl içinde arzu edilmeyen bir noktaya gitmiş ve Türkiye yalnız kalmıştır. Bu politika ülkemize pahalıya mal olmuştur. Ekonominin zarar görmesi yanında, yukarıda söz konusu edildiği gibi, Suriye’den çok sayıda sığınmacı ülkemize gelmiştir. Bu, Türkiye’nin kaldıramayacağı  ağır bir yüktür.

Bölgemizdeki ülkeler yanında, diğerleriyle de ilişkilerimizi ülke çıkarlarımızı gözeterek geliştirmeliyiz. Dış politikamızın temeli Atatürk’ün işaret ettiği gibi daima barış olmalıdır.

MUSTAFA ESKİ