Karadeniz kıyıları tehdit altında

İklim Krizi nedeniyle dünyanın iklim sigortası sayılan Kuzey Kutbunun erimesi her yerde etkisini gösteriyor. Bu durum deniz suyu sıcaklığının da artmasına neden olacağı için Karadeniz gibi ısınmanın hızlı olduğu denizlerde buharlaşma artacak. Bu denizlere kıyısı olan coğrafyalarda sel, fırtına ve kasırga gibi afetlerin görülme sıklığı da artacak. Bu nedenle, Türkiye’nin Karadeniz kıyıları iklim krizi nedeniyle tehdit altında.

 

Glasgow’daki COP 26 iklim toplantısı yaklaşık iki hafta önce sona erdi ve dünyanın içinde bulunduğu iklim krizi nedeniyle çok ses getirdi. Toplantının sonuç bildirisinde krizi çözebilmek için somut adımlar atılmasını gerektiği söylenmişti. Toplam 197 ülkenin tamamı tarafından kabul edilen toplantı sonrası verilen sözler yerine getirilirse, dünya yüzey sıcaklıklarında sanayi-öncesi dünya düzeyine göre 2,4 santigrat derecede tutulabilir. Bakalım, sonuçları göreceğiz. Gel gelelim, bu süreçte, dünyanın farklı bölgelerinde alışılan durumun tersine yıkıcı hava olayları göreceğimiz kesin. Çünkü iklim krizi sözlerin yerine getirilip getirilmediğine bakmaksızın etkilerini göstermeye devam ediyor.

Kuzey Kutbu eriyip yok oluyor

Yeni yayınlanan McCrystall ve arkadaşlarının araştırmasına göre içinde bulunduğumuz iklim krizi gezegenin kuzey buz örtüsünü ısıtırken, Kuzey Kutbunda görülen hava durumu ile yağış şeklinin, yağış rejiminin değişmesine neden oluyor. Bugün Kuzey Kutbu’na yağmurdan daha fazla kar yağıyor.
Söz konusu araştırma, dünyanın 3 derece ısınması halinde, bu yüzyılın sonundan önce, bölgenin tamamının kardan daha fazla yağmur almasıyla bölge için kar yağışlarının normal bir hava olayı olmayacağını öngörüyor. Sonuç, Kuzey Kutbunun eriyerek yok olması anlamına geliyor.

Kuzey Kutbu erirse ne olur?

Kar yağışlarının yağmurla yer değiştirmesi buzulları hızla eriterek, deniz yüksekliğinin artmasına neden olacak. Böylece dünya coğrafyası yakın bir zaman içinde değişecek. Büyük Okyanus’taki pek çok ada sahip olduğu canlılarla birlikte haberimiz bile olmadan şimdiden su altında kalıyor ve bilmediğimiz daha onlarcası da su altında kalacak.
Kıyı şeritleri su altında kalırken, kıyı hattındaki şehirler su baskını nedeniyle tehdit altına girecek. Tarımsal faaliyetler sekteye uğrayacak. Yeniden kazanımı mümkün olmayan yeraltı su rezervleri tükenecek.
Kara örtüsünün fazla olduğu kuzey yarımkürenin iç kesimlerinde kuraklık yaygınlaşacak. Orman yangınları beklenenin üzerinde bir artış gösterecek. Besin üretimi tehdit altına girecek.
Biyoçeşitlilik krizi insan olmayan bir dünyaya göre bin kat hızla devam eden yok oluşlarla ivme kazanacak.
Bu yazdıklarım kıyamet senaryoları gibi algılanabilir, ama gerçekleşmesi bugünkü koşullara bakılarak yapılan gelecek öngörüleri doğrultusunda çok olası.
Araştırma sonuçları, küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat derece ile 2 santigrat derece arasında kalması halinde bile, kutup bölgesinde her koşulda yağmurun hakimiyetinde kalacağını gösteriyor.

Bu yılın Ağustos ayında Grönland’ın devasa buz örtüsünün zirvesine rekor düzeyde yağmur yağdığında bilim insanları şok geçirmişlerdi. Bu daha önce görülmüş bir şey değildi.
Sonuçlar, kardan yağmura geçişin önceden tahmin edilenden daha hızlı gerçekleşeceğini gösterdi. Örneğin, daha önceki modellerde tahmin edildiği gibi 2090 yılına kadar karbon emisyonlarının azaltılması söz konusu olmazsa, 2060 veya 2070 yılına kadar Kuzey Kutbu sonbaharlarında yağmur en baskın hava olayı haline gelecek. En önemli etki de Kuzey Kutbundaki hızlı ısınmanın, “jet stream” olarak isimlendirilen akımının değişimine neden olarak Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’daki sel ve sıcak hava dalgaları gibi aşırı hava olaylarını artırabileceği yönünde.
Bu durum deniz suyu sıcaklığının da artmasına neden olacağı için Karadeniz gibi ısınmanın hızlı olduğu denizlerde buharlaşma artacak. Bu denizlere kıyısı olan coğrafyalarda sel, fırtına ve kasırga gibi afetlerin görülme sıklığı da artacak. Bu nedenle, Türkiye’nin Karadeniz kıyıları iklim krizi nedeniyle tehdit altında.

Kuzey Kutbu dünyanın sigortası

Kutup bölgesi kar ve buz tabakalarına sahip olması nedeniyle, dünyaya güneşten gelen ışığı yansıtma görevini üstlenmiş durumda. Bu sayede okyanus ve deniz sularının ısınmasını engelleyerek, dünya yüzey sıcaklıklarının dengede kalmasını sağlıyor. Yani, dünyanın ısınmasına karşı bir çeşit sigorta gibi işlev görüyor. Eğer kutup bölgesi tamamen kaybolursa, ısınma artarken yağış şekli tüm dünyada değişerek kar yağışları giderek azalacak ve belki de hayatımızdan tamamen çıkacak. Yağmurlar ise beklenenin ötesinde yaygınlaşacak.
Kar yağışları, kutup bölgesinde her kış deniz buzu üretimine katkı sağlar. Bu nedenle daha az kar, daha az buz ve okyanuslar tarafından daha fazla ısı emilmesi anlamına gelir. McCrystall ve arkadaşlarının araştırması, Grönland’ın güney kıyısında yağmurun arttığını gösteriyor. Söz konusu artış, dünyanın genelini yukarıda saydığım senaryolar özelinde olumsuz etkileyecek.

İklim krizi Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

Karadeniz kıyılarından az önce bahsettik.
Ama tehdit Karadeniz’le sınırlı değil.
Örneğin, kuraklık ülkemiz için çok önemli bir sorun, fakat karar vericiler ne yazık ki bunun yeterince farkında değil. BBC Türkçe servisiyle COP 26 başlamadan önce Türkiye’nin kuruyan göllerine dikkat çekmiştik . Türkiye’de toplam 300 gölün en az yüzde 20’si yakın zamanda kurudu. Göller Bölgesindeki birçok göl artık yok. Tuz Gölü, insan nüfus artışı, küresel ısınma ve değişen tarımsal uygulamalar sonucu yeraltı suyunun tükenmesi nedeniyle yok olmak üzere.
Küresel ısınmaya bağlı kutup bölgesindeki erime tüm dünyada bir çeşit domino etkisi yapıyor. Türkiye özelinde sadece göller kurumuyor; ülkemiz biyoçeşitliliği de hızla yok oluyor. Flamingolar artık Tuz Gölünde eskisi gibi hayatta kalamıyor. Kuruyan göllerimizin ziyaretçisi olan onlarca kuş türümüz artık başka coğrafyalarda kendilerine yer arıyor. Yer arama şansı olmayanlar da hızla yok oluyor.
Geldiğimiz nokta hiç iç açıcı değil. Türkiye, Paris İklim Sözleşmesini neredeyse son anda onayladı ama bu te başına yetmiyor. COP 26 iklim toplantısındaki alınan kararlara uyma gerekliliği bir yana, üzerimize düşen o kadar çok sorumluluk var ki, kaybedecek bir saniyemiz bile yok.