Kastamonu Sağlık Tarihi ve Kültürü (Antikçağ’dan Günümüze) – 1

Uygarlık ya da bir bölgenin tarihini ve kültürünü ele almak elbette ki sadece fetihler, kahramanlar ve savaşlar değildir. Mimari, sanat ve zanaatlar gibi tıp, teknoloji ve insanlık gelişimine sunulanlar, aslında tarihe bir kentin, topluluğun gelişmek ve ilerlemek adına kaydettikleridir. Böylesi bir anlayıştan yola çıktığımızda Kastamonu’nun tarih ve kültürünün de sıklıkla anlatılagelen şekliyle sadece savaşlar ve kahramanlıklar değil insanlığın gelişiminde her biri nirengi taşı olan izler taşıdığı görülür.

Kastamonu’da yaratılan medeniyet ve toplumsal kültür içinde sağlık/sağaltım uygulamalarına ilişkin tarihsel veriler, köklerinde Roma İmparatorluk Dönemine kadar geriye giden tarihe derin izler bırakmış kurumsal ve kişisel uygulamalarla doludur. İnsanın tarihinde tıp, hayatta kalmak, sağlıklı bir yaşam sürmek adına ilk günden beri oluşmuş bir alan olmuştur. Bu uygulamalar birçok yerde lokal bir çerçevede “halk tababeti” olarak uygulanırken, bazı durumlarda sağaltım uygulamaları o kadar gelişmiştir ki bölgesel hatta evrensel uygulamalar haline gelmiştir.

Kastamonu tarihinde, antikçağdan başlayarak Cumhuriyet’in ilk yıllarına gelen tarihsel süreç içerisinde sağlık kültürünün önemli bir mihenk taşı olduğu, bunu sağlık merkezlerinden, darüşşifalara, önemli tıp adamlarının yetişmesinden halk sağlığı uygulamalarına kadar örneklerde görülebilmektedir. Bu örneklerin bir kısmı döneminin evrensel normlarına sahip olmuş ve geniş bir çevreye etki etmiş, bazı uygulamalarda aynı Milli Mücadele Dönemi sırasında Türk Ordusu’nun aşılarının büyük kısmının üretildiği laboratuvar olarak Kastamonu’yu tıp tarihinde ayrı bir yere oturtmuştur.

***

Tıp tarihinin kısa gelişimi

Tıbbın kökenine ilişkin paleontoloji ve antropolojinin sunduğu kanıtlar ilkel toplumların büyü ve dini pratiklerden yararlanarak oluşturduğu görüşü kabul eder. Büyünün etkisi ile tıp adamının otaya çıktığı ve bitki veya hayvanlardan elde edilen ilaçların yanında bunları da destekleyen ritüel, büyü, muska, tabu gibi bir sistemin geliştirildiği düşünülür.

Neredeyse yakın zamana kadar birçok hastalığın insanlara kötü ruh ve diğer doğaüstü fenomenlerden geldiği düşünülmüştür. Kehanet ve muska yöntemleriyle büyü ilk olarak Mezopotamya uygarlıklarında ortaya çıkmış buradan da Akdeniz’e yayılmıştır. Ve büyü ile tedavi çok rağbet gördüğünden uzun süre devam etmiş ki günümüzde bile hala uygulanmaktadır.Bu temele dayanan tıbbi tedavide, dua ve kurbanlarla hastalıklarla insanları cezalandıran tanrıları sakinleştirmenin, büyü ve ilaçlarla da şeytanları uzaklaştırma biçimi benimsenmiştir.

Mezopotamya uygarlıklarında rahatsızlığı tedavi etmek veya hastalığı iyileştirmek için gözlem ve bilgi birikimine bağlı bilimsel yöntemler yanında büyü de kullanılarak hekim bir taraftan tıbbi ilaçları uygularken diğer taraftan da elde edeceği muhtemel başarıyı, önceden görmek için kehanete başvurmuştur. Bu yüzden Mezopotamya tıbbı, büyü ve kehaneti de içine almaktadır.

Benzer uygulamaları Anadolu’daki Hitit sağaltım kültüründe de görmekteyiz. Hititler, hastalığı tanrıların insanları cezalandırması olarak kabul etmişlerdir. Bu nedenle tedavide büyü ve ilaç beraberce kullanılmıştır. İlaçların çoğunu bitkisel droglar (Hititçe Waşşi) teşkil etmiştir. Büyü ile tedavi yöntemi Hititlerde MÖ. 13. yüzyılda da ağırlığını gösteren Hurri etkilerinden sonra daha da artmıştır. Hitit çivi yazılı belgelerde, kara büyüden, genelde onun sebep olduğu düşünülen sıkıntıların şikâyet edildiği durumlarda ya da kara büyü yapıldığı için “kirlenen” ve bu kirlilikten “arınmak” için ona karşı “ak/iyi” büyü yapıldığı dönemlerden bahsedilmektedir. Kara büyünün ölüme kadar götürebilecek şekilde büyük zararlar verdiği, hatta ülkenin huzurunu ve gelişmesini tehdit ettiği belirtilmektedir. Hititler hastalıkların sebeplerini bulmak için (tanrıların neden ve neye kızdığını anlamak için) fal ve kehanet metotlarına başvurmuşlardır.

Antik Yunan’a gelindiğinde ise tedavilerde sadece doğayla yetinmemiş ve doktorların yanı sıra tanrılara, tılsımlara, büyüye de yer veren tapınak tıbbının devam ettiği görülmektedir. Bu dönemde tanrılar Apollon ve Asklepios sağlık alanındaki başrolü oynuyorlardı. Apollon ordulara veba, kıran salan olumsuz, korkunç bir güç diye canlandırıldığı gibi, iyileştirici, derde deva bulan tanrı anlamındaki “Paian” ek adıyla da anılmıştır. Ki Apollon sağlık tanrısı Askelipos’un da babası idi. Öte yandan tapınak tıbbının en somut örneği bu dönemde Asklepionlarda görülmektedir. Dönemin en önemli sağlık uygulamaları başında “rüyaya yatmak” (günümüzden kısmen değişik biçimiyle istihare) gelmekteydi. Hastalar bu tapınaklara geldikten sonra çeşitli arınma törenlerini gerçekleştirir ardında da hastalıklarıyla mücadelelerinde en iyi gelecek çözümün rüyalarında söylenmesi için uykulara yatarlardı.

Antikçağla birlikte özellikle de Hipokrates, Galenos gibi isimlerle bilimsel temellerini bulan tıp uygulamaları gelişerek günümüze kadar ulaşır.

BÖLÜM 1

Tıp tarihinde Kastamonu’nun Köşe Taşları

 

Antikçağ Glykon Kültü

(İnebolu’dan dönem Roma Dünyasına yayılan bir tıp merkezi)

Büyü ve tedavinin iç içe bir sağlık uygulaması olması Roma Dönemi içlerine kadar hatta daha sonraları devam etmiştir. Roma Dönemine ilişkin bu uygulamanın ilginç örneklerinden birisi Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde MS. 2 yüzyıl ortalarında kurulmuş olan Glykon Kültü ile kendini göstermiştir.

Glykon Kültü MS 2. yüzyıl ortalarında antik Abonuteikhos’da ortaya çıkmış bir külttür. Kült, Aleksandros isimli bir sahte peygamber tarafından, Asklepios’un (Antikçağ Sağlık Tanrısı) yeniden “yılan tanrı” olarak dünyaya geldiğini iddia ettiği bir kült imajı kullanılarak kurulmuştur. Kült hem bir kehanet hem de bir sağaltım merkezidir.

Antik Abonuteikhos’da ortaya çıkan bu sağaltım merkezi üzerine bilgiler yine bir antikçağ yazarı olan Lukianos tarafından bildirilir. Lukianos,AbonuteikhosluAleksandros’un çocukluk ve gençlik yıllarını büyücü ve sağlık verici olarak da tanımlanan Tyanalı (Bor yakınlarındaki Kemerhisar) PythagoristApollonios’un yanında eğitilerek ve onun yardımcısı olarak geçirdiğini söyler. Apollonios’un ölümü ardına AleksandrosKokkonas isimli bir arkadaşı ile birlikte çalışmaya başlamıştır. Büyücülük ve çeşitli işlerle geçimlerini sağlayan bu ikili, Pella’ya kadar gitmişlerdir. Ve burada evcil, insanlar tarafından beslenen yılanların bulunduğu bir Asklepios kutsal alanından büyük bir yılan alarak Abonuteikhos’ta bir sağaltım ve bilicilik merkezi kurmaya karar vermişlerdir.

Daha sonra Kalkhedon’a (Kadıköy) gelerek buradaki en eski tapınak olan Apollon Tapınağı’na bir tunç tablet gömmüşlerdir. Tablet üzerinde “Asklepios’un, babası Apollon ile birlik­te pek yakında Pontus’a gideceği ve Abonuteikhos’da yer­leşeceği, Sinope’nin yamaçlarında Abonuteikhos’da bir yalvaç çıkacağı” kehanetini dünyaya duyurmuşlardır. Bu kehaneti duyan Abonuteikhoslular bir an evvel Sağlık Tanrısı Asklepios için bir tapınak yapımına başlamışlardır.

Abonteikhos’a ulaşan Aleksandros, yapılmakta olan bu tapınağın temellerinden bir kaz yumurtası içinden ufak bir yılanın doğuşunu insanlara göstermiş, ellerinde dolanan yılanın görüntüsüyle yeni tanrı “Glykon”un doğumunu müjdelemiştir. Bu yeni tanrının yılan şeklinde doğumundan birkaç gün sonra ise Pella’dan alınan büyük yılan loş bir oda içinde, başı insan başına benzetilmiş ve saçlar eklenmiş şekliyle insanların karşısına azametli bir büyüklükte yeniden çıkarılarak yılanın birkaç gün içinde devasa büyümesi algıyla gerçek bir tanrı olduğu algısıyla yeni bir kültün kuruluşu sağlanmıştır.

Aleksandros’un kurduğu bu yeni kültün temelini sağaltım uygulamaları ile bilicilik/kehanet oluşturmuştur. Her iki uğraşının temelinde yeni tanrı Glykon’un sağlık tanrısı Asklepios ile kehanet tanrısı Apollon’dan kök alıyor alması gelmektedir. Bu yeni dinin temel uğraşları için muhtemelen büyük bir kompleks yapı ve organizasyon kurulmuş bu organizasyon için de peygamberin yardımcıları, hizmetkârları, casusları, ölçülü kehanet yazanları, bekçileri, mühürcüleri, doktorları, yorumculardan oluşan bir güç haline de.

Glykon Kültüne ilişkin şu ana kadar amulet, gemma, heykel, rölyef, sikke, yazıt ve madalyon olmak üzere birçok buluntu ele geçmiştir. Bu buluntuların yayılım alanı Asia Minor, Yunanistan, Kuzey Karadeniz, Balkanlar olarak kültün geniş bir alana yayıldığı ve inanır toplanığı görülmekte olup döneminin en önemli sağlık ve kehanet merkezi olduğunu ortaya koymuştur.

Glykon Kültünde Sağaltım İle İlgili Unsurlar:

Abonuteikhos’daki sağaltım merkezinde diğer Asklepionlarda olanlardan daha azı sunulmamıştır. Tıbbi ilk yardım bakımı, bir kür bakımı, takip edilmesi gereken tedaviler, rejimler, hastalıkların bulaşmasını engelleyecek sihirli formüller ve klinik işletimi de dâhil olmak üzere birçok alanda hizmet verilmiştir. Lukianos’un verdiği bilgilere bakarak Abonuteikhos’un dönemin ölçülerinde göre çok başarılı olduğu sonucu çıkarabilir. Aynı zamanda yeni AsklepiosGlykon’un, Abonuteikhos’da sürekli olarak yılan şeklinde açığa çıkarılmasıyla uzak bir tanrıdan çok, kesin tedavi garantisi veren bir tanrının ve onun yarattığı güven durumunun ortaya çıktığı da açıktır.

Kültün sağaltım özelliğinin başlıca unsuru sağlık tanrısı Asklepios’un kültün kuruluşundan gelişimine kadar her detay da yer alması gösterilebilir. Sağlık Tanrısı Asklepios ve bu dönemde onun kutsal alanalrı olan AsklepionlarGlykon Kültü’nün çıktığı MS 2. Yüzyılda en çok tapınılan ve rağbet gören tanrı idi. Çünkü toplumsal yapıda değişimler, insanların uzun ve sağlıklı yaşamak istemesi gibi birçok nedene bağlı olarak sağaltım merkezleri insanların ilgi odağında idi.  Abonuteikhoslu peygamber Aleksandros’ta bu popülariteden yararlanmak istemişti. Öte taraftan Lukinos’un satırlarında belirtilen Abonuteikhos’a kurulmakta olan Asklepios Tapınağı da kültün üzerindeki Asklepios ağırlığını gösterir. Abonuteikhos’daAsklepiosKültü’nün varlığını daha önceden bilinmekteydi. Ancak bunun yanında Karadeniz’in büyük bir bölümünde o dönemde Asklepios çok geniş bir tapınım alanına sahipti ve birçok kutsal alanı mevcuttu. Ki bu noktada Aleksandros Asklepios’un bölgedeki yaygın popülaritesinden yararlandığı gibi kurmakta olduğu sahte yapılanmayı da bir şekilde legalize etmiş oluyordu.

Aleksandros’un yeni oluşturduğu kültte Asklepios’u birebir kullanması yanında onun kimi unsurlarını kendine göre değiştirip dönüştürmesi de Glykon Kültü’nün özelliklerinden biridir. Zaten Glykon Kültü’nün başarısı dinsel geleneğin kabul edilmesi, değiştirilmesi ve geliştirilmesine dayanmaktadır. Döneminin en önemli dini akımlarından birisi haline gelmiş olan Aleksandros’un bu dönüştürme işlemi içinde ise Asklepios kültü şu şekilde yer almıştır. Asklepios inancı, Aleksandros’a hekimlik sanatını sunmuştu fakat Aleksandros bu Asklepios kültü ve yetisini tek başına yeterli görmedi ve kendisine yılan olarak doğmuş olan yeni bir Asklepios Glykon yarattı ki, bu sürekli olarak Abonuteikhos’un yanında olan ve yılan görüntüsüne sahip bir tanrı olarak kendine has özelliğini ortaya koymuştu.

Asklepios’un yeniden dünyaya gelmiş hali, yine bir kehanetle yeni Asklepios olan Glykon, bir yılan imajı olarak dayandığı Asklepios kültünde her zaman var olmuş çok önemli bir dinsel imgeydi. Ancak burada Glykon, bir yılan tanrı olarak Asklepios’un aynı zamanda kendisiydi de. Bunun yanında insan yüzü, uzun saçları, kulakları ve konuşuyor olması da kendine has olan önemli ayırt edici özellikleriydi.

Glykon Kültü’nde Bazı Tedavi Örnekleri

Ayı Yağından Bileşik Bir Merhem: Kytmides

Glykon kültünde dinsel temelli sağlık anlayışının yanında pratik uygulamalara ilişkin bilgiler de yer alır. Lukianos, Aleksandros’un ilaçlarının içinde en çok “kytmides” adı verdiği ve ayı yağından bileşik olarak yapılmış acı dindirici yağı çok önemsediğini söyler. Ancak Lukianos, Aleksandros’un bu ilacı bir uydurma olarak ortaya çıkardığını da belirtmektedir. Ancak bugün biliyoruz ki, Lukianos’un barbar ve uydurma olarak göstermeye çalıştığı ilacın aslında bölge koşulları göz önüne alındığında çok da mantıklı bir yapıda olduğunu bilinmektedir. Kastamonu’daki çağdaş halk inançları ile birlikte birçok tarihsel kayıt ve gezgin notlarından da görüldüğü şekliyle, ayının bölge üzerindeki yoğunluğu ve ağırlığı göz önünde iken, ayının her anlamda halk kültürü ve uygulamalarına girdiği aşikârdır. Bu noktadakytmides adı verilen ilaç aslında otantik ve yerel bilgileri içeren bir ilaç olduğu açıktır. Günümüzde, antik dönemdeki “Kytmides” de olduğu gibi ayı yağı hala halk inançlarında ve halk sağlığı uygulamalarında oldukça revaçtadır. Ayı yağının bu değeri başta afrodizyak olması, iyileştirici etkileri, enerji vermesi ve vücudu güçlendirmesi amacı ile kendini gösterir.

Çöğen Otundan Sihirler

Bitkisel uygulamalara başka bir örnek ise, kültün Abonuteikhos kentinde ilk defa duyurulması sırasında, yani gömülen kaz yumurtasının tapınak temellerinden bulunması sırasında, yaratılan görsel şovun daha etkileyici olması açısından Peygamber Aleksandros’un çöğen otu kökü kullanmasıdır. Tanrının doğumunu ilanı sırasında Aleksandros, tanrısal esrime altına girdiğini göstermek için çöğen otu kökü çiğneyerek ağzında köpükler çıkmasını sağlamış ve kitle üzerindeki inandırıcılığı artırmıştır. Burada Aleksandros’un aslında diğer bazı uygulamalarında olduğu gibi amprik bir bilgiyi kullandığı da görülmektedir.

Bitkisel Kürler

Kültte, bitkisel tedaviye bir örnek de kehanet yolu ile hastaya ulaştırılmaktadır. Buna göre hasta karın ağrısına ilişkin sorduğu soruya verilen kehanet cevabında; domuz eniğiyle ebegümecini kutsal çanakta kimyonla karıştırıp kullanılması salık verilmektedir. Yine başka bir kehanetin tedavi cevabın göre, karnın yan taraf ağrısına atın ağzındaki geviş köpüğüyle karıştırılmış Kytmides sürülmesini istenmektedir. Aleksandros’un bitkisel tedavi ilaçları içerisinde kendi nostrumu (her derde deva ilacı) olan Kytmides gibi antik çağın en çok kullanılan bitkilerinden olan “Ada Soğanı”nı da çok kullandığı Lukianos bize aktarmaktadır.

Muska ve Dua Yolu İle Beladan Uzak Tutma

Peygamber Aleksandros kurduğu kültün daha geniş alanları yayılması ve taraftar toplaması için dört bir tarafa insanlar göndermiştir. Bu insanlar kültü tanıtırken kehanet, arınma gibi temel unsurların içine bir de her türlü hastalığa şifa bulunacağını bildirerek kült merkezindeki sağaltım uygulamalarının ağırlığını vermekteydi. Aleksandros’un bu uygulamasına güzel bir örnek SyriaAntiochia’dan (Antakya) gelmiştir. Burada keşfedilen bir yazıtta MS 160’lı yılların sonunda gerçekleşen bir veba salgınıyla ilgili olarak Abonuteikhos’un tanrısının insanları vebadan koruduğu yazmaktadır. Yazıtta “Uzun saçlı Phoibos dağıtmış olmalı dert bulutlarını” ifadeleri yer alır. Ve bu kehanetler insanlar tarafından bir çeşit muska ya da koruyucu önlem olarak algılanarak hastalıkların kendilerinden uzak tutacağı inancı ile evlerin kapı girişlerine asılıyordu.

Tanrı Glykon’un hastalıklardan kendilerini uzak tutacağına inanan insanlar günümüzde muska olarak adlandırabileceğimiz amuletleri de yanlarında taşıyordu. Glykon’un küçük bir betimi olan amuletlerden günümüzde 3 tanesi müzelerde sergilenmektedir.

Doktorların Yeni Epitheti: Glykon

Glykon Kültü’nün sağlık alanındaki bir yansıması da Glykon teriminin bir hekim epitheti olarak kullanılmasıdır. Lukiaos’un verdiği bilgiler arasında Peygamber Aleksandros’un birçok kadınla/evli kadınla ilişkiye girdiği ve bu ilişkilerden de birçok evlada sahip olduğu bilgisini vermektedir. Elbette ki Aleksandros’un çocuklarının olması yanında kült merkezinde yetişen ve sağaltım kültürünü öğrenen talebelerinin de bu epitheti kullanmış olması da düşünebilir. Bu olguya ilişkin yazılı kaynaklar da bulunmaktadır.

Lydia’nın güneyinde KaisareiaTroketta’da (Manisa yakınları) bulunmuş bir yazıt KlarosApollonu’na adanmıştır. Yazıtta, “Miletos, Glykon oğlu, Paphlagonialı (Apollon’un) rahibi için adandı” yazmaktadır.

Lukianos’un aktardıklarını doğrulayan bir başka kanıt da Tieon’dan (Filyos) gelmektedir. MS geç 1. yüzyıl ya da 2. yüzyıl olarak tarihlenen yazıt Glykon epitheti ile anılan ve çok genç yaşta ölen Niketas içindir. Yazıtta bir de yılan kabartması bulunmaktadır. Burada doktor olan Niketas’ın, tanrı Glykon’un oğlu olması ve bu yılanın da onun soyunu temsil etmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Ancak yine de onun Aleksandros’tan olma bir evlat mı yoksa genç kölelerinden biri ya da kült merkezinde tıbbi alanda çalışmış yardımcılarından biri mi olduğu bilinememektedir.

Lukianos’un sözlerine bizi yanaştıracak bir başka buluntu da antik Gangra (Çankırı) kentinden gelmektedir. Kurşunlu ilçesi Eskiahır Köyü’nde anıtsal bir mezara ait olan ve MS 2. yüzyıl sonu 3. yüzyıl başına tarihlenen bu yazıtta şu ifade yer almaktadır:

“Gerek hekimlik sanatı, gerekse eğitimi bakımından şan ve şerefini, Kraliçe Roma’ya ulaştıracak kadar hiçbirinde ikinci olmamış, fakat en olgun yaşta iken vatanı için ölmüş bulunan Barbas’ı; babası Aksios oğlu Gordios ve anası Iusta, hatırası ve şerefinden ötürü (bu anıtla da edebiyetemalettiler)”.

Şöhreti Roma’ya kadar yayılan hekim Barbas bu ünü ile olasılıkla Glykon Kültü’ne ait, oranın hekimlik ocağında yetişmiş ve oradan da kültü genişletecek, yeni tanrıyı duyuracak olan çevreye yayılan doktorlardan biri olması kuvvetli muhtemeldir. MS 180’lere ait Gangra’da bulunmuş olan ve orada eğitim gören ephebos heykeli de oldukça ilginçtir. Dönemin Paphlagonia’sında sivil eğitimin çok ileri olmadığı bilinmektedir. Bu noktada da aileler çocuklarını başka kentlere eğitim için gönderiyor olmalıydılar. Ve Aleksandros’da, yine diğer çağdaş bilicilik merkezlerindeki hatip, doktor, filozofların yetiştirilmesi geleneğine ve rekabet ortamına da uyarak özellikle yakın çevresindeki yetenekli gençleri eğitmek üzere kutsal alanına kabul ediyor olmalıydı. (Sürecek)

MURAT KARASALİHOĞLU