Bu Cide’den bir Nesrin Şahin geçti…

Hani Vala Nurettin’in Nazım Hikmet ile olan anıları için yazdığı kitaba verdiği isim vardır ya, ” Bu Dünyadan Bir Nazım Geçti…” diye, işte bu söz bu anlamıyla Nesrin Şahin için de “Bu Cide’den Bir Nesrin Geçti…” diyerek söylesem çok uygun olur.

Uygun olur olmasını da bana da, Cide’ye de bu dünyaya da az kalır…

***

  2005 yılında tanımıştım ilk olarak… Hayatı bir tur geçmiş, yaşıtları ya da daha doğrusu kulvarındakilere tur bindirmiş bir dünya gurusu ama aynı zamanda dünya güzeli idi… Bu dünyaya dair iş, emek, para, aile ne varsa hakkı ile yerine getirmiş ama yine de bunca emeğine rağmen dünyaya dair yapılacak ve geride bırakılacaklar konusunda tatmin olmadığından bir kadın, bir insan olmanın ötesine geçip, Cide için varlığını ortaya koymuştu.

Dünyanın en tatlı gülüşlerinden birine sahipti Nesrin Ablam. İstanbul ve Cide arasında mekik dokuyan bir yaşamı olsa da hayatının, dünyasının hatta evreninin merkezi onun için Cide idi.

Soluğu, bakışı, varoluşu hep Cide içindi.

2005 yılında tanıştığımızda Cide için çok önemli bir işe girişmişti.

Bir yerel tarihçi olarak Cide’nin yakın geçmişini belgelemek, Cide’nin belleğini oluşturmak ve onu gelecek nesle aktarmak için Cideli ailelerin soy ağaçlarını çıkarıyor, bu ailelerden topladığı fotoğraflarla ilçenin belleğini somutlaştırıyordu. Bir yandan tasnif ve kategoriler yapıyor diğer yandan da yaz ayları boyunca sürecek sergileriyle Cide’nin hem kendini tanımasını hem de Cide’nin tanıtılmasını sağlıyordu. İlk başlarda sergileri dostlarının sahip olduğu kafelerde yer alırken daha sonraları aynı amatör ruh ile daha profesyonel mekânlara taşınmıştı.

Nesrin Ablamın gecesi gündüzü sergisinin başında olmakla geçiyor, sergiye her uğrayana dakikalarca ve hiç bıkmadan Cide’den, Cideli ailelerden, geçmişin ihtişamından, bugünün de güzelliğinden bahsediyordu. Anlattıkları zaten hayli ilgi çekici konulardı ama bir de Nesrin Ablamın huzur veren sesine yaptığı işin o dinmek bilmez heyecanı da karışınca sergiyi gezen insanların kafalarında evrenin en harmonik senfonisi çalmaya başlıyordu.

Nesrin Şahin, bir Cideli olarak Cide’ye daha çok anlam katmak için Rıfat Ilgaz Evi’nin müzeye dönüştürülmesi işine el atmış, oluşturulan ekibin bir üyesi olmuştu. Restore ettirilen bu büyük üstadın doğduğu ev, Nesrin Şahin’in sihirli ellerinin dokunuşları ile bir müze eve dönmüş hem Cide’ye hem de Rıfat Ilgaz anılarına en güzel miraslardan birinin bırakılmasını sağlamıştı.

Cide’nin bir başka takdir edilesi sivil girişimi olan ÇİÇEKDER ile birlikte etkinlik düzenliyor, konferanslar, dinletiler yapıyor, Cide’nin sosyal ve kültürel hayatına hız kazandırırken bir yandan da turizm ve tanıtıma katkı sağlıyordu.

Nesrin Şahin en son olarak ilçe merkezinden atıl bulunan eski hamamın iyileştirilerek bir sergi mekânına dönüşümünde rol almış, kendi çalışmaları da olmak üzere özellikle festival zamanında açılan sergilere yeni bir mekân daha kazandırılmıştı.

***

Hani satırlara bakıp, Cide’nin anılarında inşalar yapmış, geriye anıtlar ve unutulmaz işler yapmış bir Nesrin Şahin’den bahsetmiş hissine kapılınabilir. Evet bunları yaptı ama asıl abideleri Cideli ve Cide’ye yolu düşen herkesin kalplerine dikti. 7’den 70’e denir ya gerçekten de tam anlamıyla herkesin gönlüne, anılarına yaşamın en manalı en sevecen en unutulmaz anılarını bırakan kişidir kendisi. Gençlerin sırdaşı, büyüklerin yoldaşıdır. Yazının başında dedim ya bir yaşam gurusuydu diye… Nesrin Şahin’in şöyle bir farkı vardı insanların içinde. Tamam sevecen, her zaman güven ve huzur veren biriydi ancak kim onunla bir şey paylaşsa, bir sırrını açsa, bir derdini anlatsa anlaşıldığını ve belki de dünya da ilk defa anlaşıldığını hissediyordu. İşte fark buydu ve bundan dolayı da Nesrin Şahin’in yaşamı kendisini seven ve inanan dostları ile çevriliydi.

Kısa yaşamında çok uzun yollar yürümüş, çok enginler dağlar aşmış iklimin yedi okyanusundan geçmiş bir yaşam gurusuydu…

***

Sonra, rahatsızlığı nüksetti. Büyük savaşlar verdi, yılmadı, yıkılmadı ne hayatı bıraktı ne de sevdiklerini. O, sağlığı için, yaşam ve yaşamı için savaşını verirken ne gülüşünü soldurdu ne de sesindeki o umut aşılayan tınıyı kaybetti…

Derken, bundan tam iki yıl önce, dünyanın, Cide’nin dilleri lâl oldu… Her ölüm gibi zamansız, inanması imkânsız bir gerçeklikle Nesrin Şahin Ablamız aramızdan ayrıldı.

Dünyanın en büyük depremlerinden biri olmuştu. Yarattığı boşluğu hiç dolmayacak bir kırılmaydı yaşanan…

Diller lâl dedim ya, zaten bölesi acıların ne tarifi ne de izahatı mümkün değil.

O yüzden hele ki Nesrin Ablamızın da isteyeceği şekilde onu acı ve yas içinde değil, tanımış olmanın verdiği mutluluk ve onurla, bu hayata, tarihe, yerel kimliğe ve Cide’ye kazandırdıkları ile gururla anmak en doğru olanı.

***

Gülüşünü sakladık kalbimize, kulağımızda hala huzur veren sesin, aklımızda dürüstlüğün, samimiyetin ve çalışkanlığın var, o nedenle asla ölmeyeceksin Nesrin Şahin…

Ve ne güzel ki, senin güzel kentin Cide, Sayın Tanıl Gürsoy’un teklifi ile bir sokağa senin saygın ismini vererek ahde vefasını yerine getirdi. Eminim hiçbir zaman akıllardan ve kalplerden çıkmayacaksın.

Işığın bol mekanın cennet olsun.