Richard Leonhard’ın Kastamonu izlenimleri -2

Breslau Üniversitesi’nden Prof. Dr. RichardLeonhard; Paflagonya bölgesine 1889, 1901 ve 1903 yıllarında üç seyahat yapmış; bölgenin jeolojik ve topografik yapısını incelemiş, kitap hainde yayınlamış.(*) 1901 yılındaki geziden geçen hafta söz etmiştik. Bugün 1903 yılındaki geziye dair kısa bilgiler verelim.

  1. Leonhard, geziye yine Ankara’dan başlıyor, 19 Eylül günü Çankırı’ya, 24 Eylül günü Koçhisar(Ilgaz)’a geliyor, daha önce konakladığı handa yatıyor.Buradan Tosya’ya geçiyor. Yol üzerindeki Cendere köyünden söz ediyor, burada iki fotoğraf çekmiş. Enginler köyünün arkasından geçiyor, Tavşanağzı köyünün karşısında dinleniyor. Çevrede Ankara keçisi yetiştiriliyormuş. Vâdinin 300-400 metre genişlikte olduğunu, her tarafın pirinç tarlaları ile örtülü bulunduğunu yazıyor. Ayaklı köyünde karakol varmış, 18 yıldır görev yapan bir zaptiye kahve ikram etmiş. Aynı gün Tosya’ya ulaşamayacağını anlayınca Ciye(Akbük) köyünde yatmış. Ev iyi döşenmiş ve temizmiş.

Ertesi gün, Karabek ve Çepni köyleri arasındaki köprüden geçerek Oruç köyünün arkasından yola devam ediyor. Burada ilk kez keklik görmüş. İlçeye 1 km mesafede zaptiye ve belediye meclis üyeleri tarafından karşılanmış. Müftü Hafız beyin evinde kalmış. Evi çok beğenmiş ama ilçeyi gezemediği için üzgün. “Bu durum benim özgürlüğümü kısıtladı, Tosya’yı göremedim.” diyor.

Kaymakam kendisini ziyaret etmiş. Geçici görevle gelen Sinoplu Dr.Mengleris ile tanışmış;doktor,kendi çabasıyla Almanca öğrenmiş.  Çevrede şüpheci bir bakış sezdiğini, bunun Abdülhamit idaresi altında meydana geldiğini, Avrupa’da böyle bir şeyin söz konusu olmadığını ifade ediyor.

Tosya’da 5 bin ev olduğu kendisine söylenmiş ama bunu abartılı buluyor; 1500 ev, 4800 nüfus daha makul diyor. Evlerin 100’ü Rumlara aitmiş. Tosya’da üzüm bağları çok ama Türklerin tarafında fazla değilmiş. Bizans’ın geç döneminde Tosya’ya Doceadenildiğini, piskoposluğa bağlı olduğunu, Ulu Câmi’nin Selçuklulardan kaldığını belirtiyor.Tosya’dan ayrılırken kaymakamın emriyle 5 kişilik bir eskort ekibi Kavak köyüne kadar refakat etmiş; onlara iyi bir bahşiş vermiş, vedalaşmış. 1650 m yükseklikteki Derbent’e geliyor. Burada Mayısta bile kar olduğunu söylüyor. Karadere platosunun kenarındaki Çıbanköy’dekonaklıyor.Derbentli zaptiye burada güzel bir oda hazırlatmış, rahatça yatmış, insanlarla sohbet etmiş. Köyden söz ederken,“Onlar çok fakir, ağaç keserek ve tahta biçerek geçimlerini sağlıyor, kışın tamamen dünyadan kopuklar.” diyor.

Çibanköy, Akkaya, Yaka, Mahmutlar, Küret, Taşlık, Beyler, Derebeyköy, Akçakavak köylerini geçerek Taşköprü’ye geliyor.Bir handa konaklıyor. Önceki gezisinde Daday kaymakamı olan Ferit beyle karşılıklı ziyaret yapıyorlar. Kaymakam kendisine 1 jandarma veriyor,  Haznedar köyünden sonra Kız Kulesi’ne gidiyor. Kulenin bulunduğu alan 80 m boyunda, 20 m eninde, etrafı duvarla çevrili bir yer. İleri çıkıntılı kuleler kireç harcıyla tuğladan yapılmış; güney tarafından giriliyor, kuzeyinde bir sarnıç varmış.

Ermeni köyü Emerce ile Yeniköy’den geçerekSüleymanköy’ünegeliyor. Burada Kaya mezarını görmüş, incelemiş. Beyaz sarımtırak kireç taşından ibaret, yamaçları depremde çatlamış. Hayvan kabartmalarının fotoğrafını çekmiş.

Sonra Kastamonu’ya dönüyor;Bademli, Çetmeşimşir, Germeçbazar, Bük yoluyla yağışlı bir havada Hasköy’e geliyor, burada yatıyor.

2 Ekimde Kastamonu’da, Salim’in hanına yerleşiyor. Akşam, yol müteahhidi KarlosBeichel ziyaretine geliyor.Süleymanköy’dekiKaya mezarı hakkında bilgi veriyor. Noksan inceleme yaptığını anlıyor, tekrar Taşköprü’ye gitmek ihtiyacını duyuyor.

Osmanlı Bankası’ndan, tavsiye mektubunun gelmediğini öğreniyor.Buna rağmen 3 Ekim günü vali Enis Paşa’yı ziyarete gidiyor. Güncel siyasi konular üzerinde konuşmuşlar.Vali, fotoğrafını hediye etmiş. Akşam da Karlos’un evine davet edilmiş.

İlginç bilgiler veriyor: Kastamonu’nun bir sürgün yeri olduğunu; ekserisi genç Arnavut, Arap, Türk 100 dolayında kişinin aileleriyle birlikte burada göz altında bulunduklarını, hükûmetten aylık para aldıklarını, serbest dolaştıklarını ama şehirden uzaklaşamadıklarını yazıyor.

Osmanlı Bankası müdürü Konstantinolakis kahvaltıya davet etmiş.Rumlar ve kadınlar da varmış, onlarla tanıştırılmış. Tavsiye mektubunun geldiğini öğrenmiş. Mektupta kendisinin coğrafyacı olarak tanıtıldığını, bu ifadenin Abdülhamit idaresinde ispiyoncu anlamına geldiğini söylüyor. Tavsiye mektubunu valiye kendisi değil KarlosBeichel götürmüş.

Kahvaltıdan sonra kaleye tırmanıyor.Bir kişi kendisine rehberlik etmiş, ilk kez bir kaya mezarı bulmuş. Kaleden şehrin 5 fotoğrafını çekmiş, ancak 1’i başarılı olmuş. Kalenin kabataşlardan yapıldığını,yıkık olduğunu, burçların geç Bizans döneminden kaldığını, ilk çekirdeğin Kommenlere ait olduğunu, Selçukluların da kaleyi kullandıklarını, duvarların sonradan onarıldığını söylüyor. Daha içerilere girmemiş.

Şehirde3 gün kalıyor,sonra yeniden Taşköprü’ye dönüyor. “Bay Beichel’in kaya tüneli ve kaya merdiveni hakkında verdiği bilgiler beni rahat bırakmadı.” diyor. Daha önceki gezide Araç’tan Çerkeş’e giderken koruma görevi yapan zaptiye Aziz kendisine refakat etmiş. Tanıdık bir isim olduğu için kuşku duymamış. Hızını atlara göre ayarlamış. Uzunkavak köyünden sonra Germeç’e geliyor. Buranın önemli bir pazar yeriolduğunu söylüyor. Malaköy üzerinden Urgancı’ya gidiyor.Dik yamaçlar içinde bir vadiden geçmiş, gece Bademli’de yatmış. Ertesi gün Süleymanköy(Donalar)’e gitmiş; köyün 1 km uzağındaki Kale Kapı’nın Karadere  tarafından yukarı doğru yürümüş.  Burası eski bir yerleşim yeriymiş; çanak, çömlek parçaları görmüş. “Kaya tünelinin girişini buldum fakat basamaklar tamamen kaybolmuş.” diyor.

Öğleyin Süleymanköy’den ayrılıyor, Belovacık’a doğru yürüyor, sürü otlatan bir Ermeni çadırı(alak) görüyor, yarısı toprak altındaymış. “Bir Ermeni kızı taze su getirdi, adamlar Anadolu’da yaşamadığım şekilde beni candan karşıladı.” diyor.  Burada Çerkeslerin bir saldırı yapabilecekleri konusunda kendisi uyarılmış. İkaza rağmen “Çerkes köyü Belovacık’a geldim ve iyikarşılandım” diyor.Belovacık’ın, Kasımdan Marta kadar karla kaplı kaldığını yazmış.Çerkesler zengin sürülere sahip, kadınların tümü ayakkabılı, Türk köylerinde bu yok diye bir saptamada bulunuyor. Belovacık köyünün 1 km kuzey doğusunda bir hamamdan söz ediyor, duvarları kireç harcıyla örülmüş, geniş tuğlaları ve temel taşları duruyormuş; önceden bir karakol olabileceğini söylüyor. Buradan ayrılmış, Contay vadisinden Devrekâni çayına ulaşmış. Köylüler tamamen hayvan gübresi kullanıyormuş.

Haznedar köyünde dinleniyor, sonra Devrekâni’ye geliyor. “Biz, Devrekâni’ye uğradık, küçük bir pazar yeri, standlarınekserisi Ermenilere ait, ancak bugün kapalıydı” diyor. Kuvvetli rüzgâra karşıÇayırcık üzerinden Balabanlar’adoğru yürüyor, Hacıkaracalarköyü arkasından Seydiler’deki hana geliyor. Muhtemelen burada yatıyor.

Sonra batıya doğru yürüyor,  Odabaş köyüne geliyor. ”Burası çok pis, Anadolu’da böyle bir yer görmedim. Sâkinleri çok sefil, yoksul ve hastalık içinde” diye yazmış.Sonra Mancınık ve Bölcüğez köylerine uğrayarakAğlı’ya geliyor. “Bölgenin ortasında, küçük bir pazar yeri olan Avlupazar’ı kurulmuş ki, oldukça canlı, burada çok Ermeni ve Rum var” diyor. Ağlı kalesi için şu bilgiyi veriyor: “Dağın plato üzerinde, 1280 metre yükseklikte, genç zamana ait bir hisar buldum. Çevre duvarları kireçli harçla düzensiz yapılmış, iç kısımlarında dikdörtgen kum taşı kullanılmış. Tahminen girişten 200 metre kuzey batıda tuğladan büyük bir sarnıç buldum. Daha fazla dikkate değer bir şey yok.” Güney yamaçta giriş kısmı dar bir mağara gösterilmiş. Köylüler uyarıda bulunmuş, o da ilgisiz kalmamış. Kale açık olduğu için sert rüzgâr esiyormuş.

Sofular, Pitallar üzerindenSamancılar’a geliyor,  gece burada kalıyor. Ertesi gün Karamuk’tan Sakarözü’ne geliyor. Azdavay için,Devrekânı çayı kenarında bir nahiye; özgür, muhtemelen vergisiz bir yer diyor. Buradan Cide’ye gitmek istiyor; Cide 6, Daday 5 saatlik mesafede.Ancak Safranbolu’daki tarihî eserleri görmek istediğinden Cide’ye gitmekten vaz geçiyor. Devrekânı çayınınçok dik yamaçlarınıtırmanarak Sarnıç, Söğüşler üzerinden Köseler köyüne geliyor, burada yatıyor. Ertesi gün 100 yaşındaki ev sahibine veda edip ayrılıyor. ”Yaşlı bir çiftçi ki, bizimle kaldı, bizi zor, açık bir araziden geçirdi” diyor.Koçcuğaz köyü üzerinden 11 Ekimde Ovacuma tarafına gidiyor.

—————————–

(*) Prof. Dr. Richard Leonhard; Paphlagonia. ReisenundForschungen im NördlichenKleinasien, Berlin 1915. (Paflagonya, Küçük Asya’nın Kuzeyinde Gezi ve Araştırmalar).

MUSTAFA ESKİ